Sınırda Reddedilmeme

TUİÇ Sözlük sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Devletler öncelikle güvenlik sağlama ve daha başka birçok amaçla sınırlarını belirler, belirledikleri bu sınırları en iyi şekilde korumak için de çeşitli yapılar inşa ederler. Sınırlar devletlerin egemenlik alanlarını belirler, ancak sınırların korunması adına yapılan uygulamalar, alınan bazı önlemler, çoğu zaman devletlerin uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükleri ihlal etmesine sebep olmaktadır.

İçinde bulunduğumuz zamanda devletlerin kitlesel nüfus hareketliliğini engellemek maksadıyla sınırlarında inşa ettiği yapılar, mültecilere ilişkin yükümlülükleri hakkaniyetle tevzi edemediği gibi mültecilere dair hakları da koruyamamaktadır.[1] Söz konusu durum bizi, Mültecilerin Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Konvansiyonu hakkında düşünmeye, sorular sormaya itmektedir. İşte tam da bu noktada geri göndermeme ilkesinin kapsamı üzerine çalışmak faydalı olacaktır.

“Hiçbir taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade (“refouler”) etmeyecektir.” [2] Geri göndermeme ilkesinin uygulanmasına ilişkin önemli soru, korumanın sadece bir devletin toprakları içindeki bir kişi için mi geçerli olup olmadığı veya kabul edilme hakkını haiz olup olmadığıdır. Bu karmaşa geri göndermeme ilkesinin geniş ve dar anlamada yorumlanması ile çok yakından ilgilidir. Kimilerine göre koruma yalnızca bir devletin topraklarında bulunan bir kişiye sağlanmaktadır. Günümüzde savaş durumlarından kaçan birçok insana mülteci statüsü talep etme fırsatı dahi verilmeden sınırdan geri çevriliyor ve çok yüksek ihtimalle eziyete uğrayacağı ülkeye geri gönderiliyor. Bu uygulamalar, sığınmacıları sınırda reddederek uluslararası yükümlülüğü ihlal ediyorlar. Geri göndermeme uluslararası hukuk kapsamında, sadece mülteci statüsü kazanan kişiler için değil, daha geniş anlamda, eziyete uğramaktan korkan, sığınma arayan, bireysel olarak tehlike altında olan herkes için geçerli olacak şekilde sınırda reddedilmemeyi de içine alacak biçimde yorumlanması gereken bir ilkedir. Devletler, geri göndermeme temel ilkesini sınırda reddedilmemeyi de kapsayacak şekilde sağlamalıdır.[3] Ayrıca sığınmacıların olumsuz şartlardan kaçıp en yakın ülke sınırına kavuşma süreçlerinin ne kadar zor oldu su götürmez bir gerçek olduğu göz önünde bulundurulursa, uygun belgeler mevcut olmasa dahi insanların sığınma talebinde bulunma hakları vardır ve sınırda reddedilmemeleri gerekir.

1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Protokolü[4], uluslararası mülteci hukukunun temelini oluşturur. Ancak günümüzde, geri göndermeme ilkesinin sınırda reddedilmemeyi de içine aldığı anlayışıyla oluşturulan daha başka belgeler de mevcuttur.

1967 Birleşmiş Milletler Bölgesel Sığınma Bildirgesi'nin 3/1 maddesinden de bahsetmek gerekirse:

“1. maddenin 1. paragrafında sözü edilen hiç kimse, sınırda reddedilme, ya da sığınma hakkı aradığı ülkeye daha önce girmiş ise sınır dışı edilme ya da zulme uğrayabileceği herhangi bir ülkeye zorla geri döndürülme gibi önlemlere maruz kalmayacaktır.” [5]

Bu madde mutlak bir hak olması nedeniyle 1951 Sözleşmesi'nden daha geniş bir koruma sağlar bu yönüyle olumlu değerlendirilebilir. Elbette ki mültecileri işkenceye uğrayacakları bir ülkeye geri gönderen herhangi bir devlet, işkence suçunun suç ortağı olacaktır.

Ancak söz konusu madde yalnızca işkence içeren durumlarda geçerli olması nedeniyle eksik ve sınırlıdır. Diğer bir ifade ve önemle belirtmek gerekirse, her durumda, sınırda reddedilmeme de dahil olmak üzere geri göndermeme temel ilkesine titizlikle uyulmalıdır.

Sonuç olarak dünya üzerinde dini, dili, ırkı, ekonomik yetersizliği, iç savaş ve doğal afetler sebebiyle zulme uğramış, insanlık dışı muamele görmüş birçok kişi için göç etmek insani bir süreç ve haktır. Bu süreçte sığınılan sınır ülke ilk başvuru noktası olarak görülür. Ülkelerin kendi güvenliklerini sağlamak ya da ülke vatandaşlarını kayırmak gibi sebeplerle mülteci ya da sığınmacı statüsüyle sınırlarına giren bir kişi veya bir grubu tehdit olarak algılayıp sınır dışı etmesinin önündeki en büyük engel olarak Cenevre Konvansiyonu bir köşe taşı görevi görmektedir. Bu sözleşmeyle birlikte mülteci olsun ya da olmasın zulüm gören herkesin sığındığı ülke tarafınca kabulü, geri çevrilmemesi, sınırda reddedilmeme hakkı esastır.


Hazırlayan: Methiye Zuhal Çavğa - Göç Çalışmaları Stajyeri

  1. Beyza ÖZTURANLI ŞANDA, Nasıh Sarp ERGÜVEN, “A Consıderation on Legality of Border Barriers: The Principle of Non-Refoulement And It’s Extra-Territorial Effect”, Ankara Üni. Hukuk Fak. Dergisi, 68 (4) 2019: 893-912.
  2. T. C. Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Tetkik Dairesi Sayı: 71-1448/1444, (05.05.1961), Kurucu Meclis S. SAYIS:53 https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/KM__/d00/c002/km__00002024ss0053.pdf
  3. Human Rights Watch, “The Silent Trearment”:Fleeing Iraq Surviving in Jordan: IV. Refoulement-Rejections at the Border and Deportations Jordan’s Nonrefoulement Obligations. https://www.hrw.org/reports/2006/jordan1106/4.htm
  4. Mültecilerin Hukuk Statüsüne İlişkin 1967 Protokolü. https://www.goc.gov.tr/kurumlar/goc.gov.tr/yonetmelikler/Sozlesmeler/MULTECILERIN-HUKUK-STATUSUNE-ILISKIN-1967-PROTOKOLU.pdf
  5. Devlete Sığınmaya Ilışkın Beyanname,( Madde:3/1) https://diabgm.adalet.gov.tr/arsiv/sozlesmeler/coktaraflisoz/bm/bm_25.pdf


EK KAYNAKÇA: