Göç Terimleri Sözlüğü

TUİÇ Sözlük sitesinden
Berfin.farisoglu (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 02.13, 15 Temmuz 2020 tarihli sürüm (→‎O)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

N

Nakliye (conveyance) : Bir kişiyi bir Devletten diğerine taşımak için kullanılabilecek herhangi bir uçak, gemi, tren, otomobil ya da başka bir taşıt veya deniz aracı. Ayrıca bkz. ‘taşıyıcı’, ‘taşımacılık’.

Net göç (net migration) : Aynı dönem içinde bir Devlet topraklarına giren kişilerin sayısı ile topraklardan ayrılan kişi sayısı arasındaki fark. ‘Göç dengesi’ olarak da anılır. Bu denge, gelenlerin sayısı ayrılanların sayısından fazla olduğunda net ülkeye göç, aksi olduğunda ise net ülkeden göç olarak adlandırılır. Ayrıca bkz. ‘toplam göç’.

Nitelikli vatandaş (qualified national) : Göç bağlamında, menşeülkesindeveya bölgesinde ihtiyaç duyulan belirli mesleki becerilere sahip olarak yabancı bir ülkeye yerleşen vatandaşlar. Ayrıca bkz. ‘beyin göçü’, ‘diasporalar’, ‘çok vasıflı/vasıflı göçmen’, ‘vasıflı göçmen’.

Nüfusbilim/ demografi (demography) : Özellikle büyüklük, yoğunluk, dağılım ve önemli istatistiki bilgilere atıfta bulunarak insan nüfusunu konu edinen bilim dalı.

Nüfusun yerinden ed,lmesi(population displacement) : Bkz. ‘yerinden edilme’.

O

Ombudsman (ombudsman) : Sivil vatandaşların hükümet dışı kuruluşlar (örneğin bir şirket veya üniversite) ya da hükümet hakkındaki şikâyetlerini almak, araştırmak ve rapor etmekle görevlendirilen bağımsız yetkili (bazı ülkelerin yargı yetkisine göre göç meseleleri ile de ilgilenir).

Onaylama (ratification) : Onaylama, bir antlaşmanın “kabul edilmesi” veya “tasdik edilmesini” ifade etmektedir. Uluslararası bağlamda onaylama, “Devletlerin, uluslararası alanda bir antlaşmanın bağlayıcılığına muvafakat ettiğini gösteren uluslararası eyleme verilen isimdir” (Antlaşmalar Hukukuna İlişkin 1969 Viyana Sözleşmesi, 2(1)(b) Maddesi). Bir Devletin rızasını tesis eden onaylama belgeleri, Taraf Devletler arasında değiş tokuş yapıldığı, emanetçiye tevdi edildiği veya öyle kabul edilmişse Taraf Devletlere veya emanetçiye tebliğ edildiği tarihten itibaren geçerlilik kazanmaktadır (16. Madde). Ulusal bağlamda ise, Devletin bir antlaşmada öngörülen yükümlülükleri kabul ettiğini ortaya koyan süreci ifade etmektedir. Birçok Devletin Anayasasında, hükümetlerin bir antlaşmanın bağlayıcılığını kabul etmeden önce izlemeleri gereken usuller öngörülmüştür. Ayrıca bkz. ‘katılım’, ‘hukuki belge’, ‘antlaşmaya çekince koymak’.

Organize suç (organized crime) : Genellikle, sıkı veya gevşek örgütlü gruplar tarafından yürütülen ve toplumun göreceği zararı göz ardı ederek yasadışı piyasaların kurulmasını, tedarikini ve istismarını amaçlayan büyük ölçekli ve karmaşık suç faaliyetleri kastedilir. Bu faaliyetler sırasındagenellikle hukuk tamamıyla hiçe sayılır ve çoğu zaman tehdit, gözdağı verme ve fiziksel şiddet gibi kişileri hedef alan suçlar işlenir. Ayrıca bkz. ‘göçmen kaçakçılığı’ ve ‘insan ticareti’.

Ö

Öğrenci (student) : Akredite bir kurumda bir müfredat programına katılan bir kişi.

Özel istihdamlı işçi (specified-employment worker) : (I) Sınırlı ve belirli bir süre için işvereni tarafından belirli bir işi ya da görevi yerine getirmesi için istihdam ülkesine gönderilen; ya da (ii) sınırlı ve belirli bir süre için mesleki, ticari, teknik ya da başka bir yüksek uzmanlık becerisi gerektiren bir işte çalışan; ya da (iii) istihdam ülkesindeki işvereninin isteği üzerine sınırlı ve belirli bir süre için doğası gereği geçici ya da kısa olan bir işte çalışan ve istihdam ülkesinden ya izin verilen kalış süresinin bitmesinden sonra veya belirli iş ya da görevde artık bulunmadığından ya da o işte artık çalışmadığından bu sürenin bitmesinden önce ülkeden çıkması gereken göçmen işçi. (Madde 2 (2)(g), Tüm Göçmen İşçileri ve Aile Bireylerinin Haklarının Korunmasına ilişkin Uluslararası Sözleşme,1990). Ayrıca bkz. ‘göçmen işçi’.

P

Palermo Protokolleri (Palermo Protocols) : 2000 tarihli Sınır Aşan Organize Suçlarla Mücadeleye İlişkin Sözleşmeye ek protokoller: 2000 tarihli Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol; 2000 tarihli İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesi, Ortadan Kaldırılması ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol; 2001 tarihli Yasadışı Ateşli Silahlar, Mühimmat ve İlgili Malzemelerin Üretimi ve Ticaretine Karşı Protokol. Ayrıca bkz. ‘insan kaçakçılığı’, ‘insan ticareti’.

Pasaport (passport) : Bir kişinin belgeyi veren Devletin vatandaşı olduğunu tespit eden, yetkili Devlet merci tarafından verilen belge. Bu belge, pasaport sahibinin ilgili Devlete tekrar dönme hakkının kanıtıdır. Batı geleneklerine göre, pasaportlar yurtiçinde kimlik belgesi olarak değil, yurtdışına seyahat etmek amacıyla kullanılır. Pasaport, tabiiyeti belgeleyen sertifika veya kanıt olarak uluslararası düzeyde kabul edilen belgedir. Ancak, sadece varışta (primafacie) kanıt değeri taşımaktadır. Ayrıca bkz. ‘varış/gidiş kartı’, ‘kimlik belgesi’, ‘seyahat belgeleri’, ‘seyahat belgeleri (Sözleşme)’, ‘vize’.

Personanongrata (istenmeyen kişi) (latince) : “İstenmeyen kişi”. İstenmeyen veya arzu edilmeyen kişi. Diplomatik bağlamda, ev sahibi ülke tarafından reddedilen kişi.

Politika (policy) : Bir hükümetin kamu işlerinin yönetiminde izlediği genel ilkeler. Ayrıca bkz. ‘göç yönetişimi’, ‘göç yönetimi’ .

Primafacie (latince) : Varışta; ‘ilk görünüşte’, ancak daha fazla kanıt veya bilgi gerektiren anlamındaki Latince terim. Çürütülene veya aksi ispatlanana dek, bir unsuru kanıtlamak veya varsayımda bulunmak için yeterli kanıt teşkil eder. Göç bağlamında, göçmen statüsü için yapılan başvuru, varışta (primafacie) temel şartların karşılanıp karşılanmadığını tespit etmek için ön incelemeye tabi tutulabilir (genelde, mali yardım veya çalışma izni almada bir koşul olarak). Ayrıca bkz. ‘mülteci’, ‘BMMYK’nın tanıdığı mülteci’, ‘mülteci (primafacie)’, ‘tarama’.

Pro bono (latince) : “Kamu yararı için”. Özellikle kamu yararı adına sağlanan ücretsiz yasal hizmetler.

Proje bazlı işçi (project-tied worker) : Kişinin işvereni tarafından belirli bir Devlette gerçekleştirilen bir proje için belirli bir süreyle ve sadece söz konusu projede çalışmak üzere istihdam amacıyla ilgili Devlete girişine izin verilen göçmen işçi (1990 tarihli Tüm Göçmen İşçileri ve Aile Fertlerinin Korunmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, 2(2)(f) Maddesi). Ayrıca bkz. ‘göçmen işçi’.

R

Reddedilen başvuru sahibi (rejected applicant) : Göç bağlamında, ilgili ülkeye göç için gerekli kriterleri yerine getirmediği için bir konsolos ya da büyükelçi tarafından reddedilen başvuru sahibi. Ayrıca bkz. ‘kabul edilemezlik nedenleri’.

Refakatsiz küçükler (unaccompanied minors) : Reşit olmayan ve tabiiyetine sahip oldukları ülke dışında olup, anne babaları, vasi veya kanunen veya geleneklere göre onlardan sorumlu başka bir yetişkinin refakat etmediği çocuklar. Belgesiz yetişkin yabancılara uygulanan gözaltı veya diğer uygulamalar çocuklar için uygun olmayabileceği için, refakatsiz çocuklar sınır kontrol yetkilileri için özel birtakım zorluklar yaratmaktadırlar. Ayrıca bkz. ‘çocuk’, ‘küçük’ ve ‘ebeveynlerinden ayrı düşmüş çocuklar’.

S

Sağlık (health) : Dünya Sağlık Örgütü Tüzüğü’nün (1946) başlangıç bölümüne göre sağlık, sadece herhangi bir hastalığın veya rahatsızlığın bulunmaması değil, fiziksel, zihinsel ve soysal olarak bütünüyle iyi olma halini ifade eder.

Sağlık değerlendirmesi (health assessment) : Göç bağlamında, hem nüfus hareketlerinin kabul eden ülkenin kamu sağlığı üzerindeki etkisini azaltmak ve daha iyi yönetmek hem de sağlık durumlarını ve tıbbi kayıtları tespit ederek ve etkin maliyetle yöneterek göçmenlerin entegrasyonunu kolaylaştırmak. Yardım gören göçmenlerin ülkelerinden ayrılmadan önce sağlık değerlendirmesinden geçmeleri, tedavi edilmediği takdirde göçmenin sağlık durumu ve/ veya ev sahibi toplumların halk sağlığını olumsuz etkileyebilecek önleyici ve tedavi edici müdahalelerde bulunma olanağını sağlar.

Sahte (Fraud) : Belli bir çıkar elde etmek amacıyla bir gerçeğin yanlış sunulması ya da maddi bir gerçeğin gizlenmesi.

Sahte evrak (fraudulent document) : Bir Devlet adına seyahat ya da kimlik belgelerini çıkarmaya yetkili bir kişi ya da kurum dışında birileri tarafından maddi bir şekilde sahte olarak seyahat ya da kimlik belgelerinin hazırlanması ya da değiştirilmesi ya da uygun olmayan şekilde, yanlış yorumlama, yolsuzluk, baskı ya da diğer hukuk dışı bir yöntem aracılığıyla bu belgelerin çıkarılması elde edilmesi ya da belgelerin gerçek sahibi dışında bir kişi tarafından kullanılması (Madde.3(c), Birleşmiş Milletler’in Sınıraşan Organize Suçla Mücadeleye İlişkin Sözleşmesi’ni tamamlayan Göçmenlerin Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Kaçakçılığının Yapılmasına Karşı BM Protokolü, 2000). Daha geniş göç bağlamında, bu tür evraklar diploma ve yeterliliklerin tanınması için eğitime ilişkin sahte evrakların yanı sıra özgeçmiş (CV) ve işverenin referans mektubu gibi istihdama ilişkin sahte evrakları ifade edebilir. Ayrıca bkz. ‘kandırma’, ‘kimlik belgesi’, ‘seyahat belgeleri’.

Savaş suçları (war crimes) : Savaş hukuku ile örf ve adet kurallarının ihlali. Bu suçlar, dört 1949 Cenevre Sözleşmesi’nde düzenlenen çatışmada aktif olarak yer almayan kişilerin kasıtlı olarak öldürülmesi, işkence ya da insanlık dışı muamele görmesi, gayri meşru şekilde tutuklanması veya zorla sınır dışı edilmesi; yine dört 1949 Cenevre Sözleşmesi ile korunan mülklerin tahrip edilmesi veya bunlara el konulması gibi, sözkonusu sözleşmelerin ağır ihlallerini içermektedir.Sivil veya askeri personel savaş suçu işleyebilirler. Ayrıca bkz. ‘suçlar, uluslar arası’, ‘insanlığa karşı suçlar’, ‘barışa karşı suçlar’, ‘hariçte tutulma klozları’, ‘evrensel yargı yetkisi’.

Schengen Anlaşması ve Sözleşmesi (Schengen Agreement and Convention) : 14 Haziran 1985 tarihinde imzalanan Schengen Anlaşması’yla, Belçika, Fransa, Almanya, Lüksemburg ve Hollanda, ortak sınırlarındaki kontrolleri kademeli olarak azaltma ve imzalayan Üye Devletlerin, diğer Üye Devletlerin veya üçüncü ülkelerin tüm vatandaşlarına dolaşım özgürlüğü getirme hususunda mutabakata varmıştır. Schengen Sözleşmesi, Anlaşmayı tamamlayıcıdır ve dolaşım özgürlüğünün uygulanmasına yönelik hükümleri ve teminatları düzenler.Anlaşma ve Sözleşme, bunlara dayanılarak alınan kurallar ve ilgili anlaşmalar ‘Schengenmüktesebatı’nı oluşturur ve 1999 yılından beri Amsterdam Antlaşması’nın bir protokolüne binaen Avrupa Birliği’nin kurumsal ve yasal çerçevesinin bir kısmını teşkil etmektedir. Ayrıca bkz. ‘Dublin II Tüzüğü’.

Sensörler (Sensors) : İnsanların hareketini veya varlığını algılayan özel tasarımlı teçhizat. Buna hareket sensörleri ve karbon dioksit sensörleri de dahildir. Bazı sensörlerin insan eliyle işletilmesi gerekirken, bazı sensörler sınır hattındaki ücra noktalara yerleştirilmekte ve bu noktalardan sınır kontrol tesislerine bilgi iletilmektedir. Ayrıca bkz. ‘karbondioksit sensörler’.

Serbest meslek erbabı göçmen işçi (self-employed migrant worker) : ‘İş akdine bağlı bir çalışma dışında gelir getirici bir işle iştigal eden ve normalde ya tek başına ya da aile fertleriyle birlikte geçimini sağlayan göçmen işçi. Ayrıca, istihdam eden Devletin mevzuatı ya da ikili veya çok taraflı anlaşmalarca serbest meslek erbabı olarak tanınan diğer göçmen işçiler’ (Bütün Göçmen İşçi ve Aile Fertlerinin Korunmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, 2(2)(h) Maddesi,1990). Ayrıca bkz. ‘göçmen işçi’.

Seyahat belgeleri (travel documents) : Bir başka ülkeye girmek için kimlik kanıtı olarak kabul edilen tüm belgelerin genel adı. En sık kullanılan seyahat belgeleri pasaportlar ve vizelerdir. Ayrıca bazı Devletler bazı kimlik kartlarını ya da başka belgeleri de kabul ederler. Ayrıca bkz. ‘kimlik belgesi’, ‘sahte evrak’, ‘lezepase’ ‘pasaport’, ‘seyahat belgeleri (Sözleşme)’, ‘vize’.

Seyahat belgesi (Sözleşme) (travel documents (Convention)) : 1951 Mülteci Sözleşmesi’nin 28(1). Maddesine taraf olan bir ülkenin, mültecilere, ülke tabiiyetine sahip bir kişinin pasaportu yerine verdiği seyahat belgeleri. Söz konusu madde şu şekildedir: “Taraf Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet edenmültecilere, ulusal güvenlikleri veya kamu düzenleri ile ilgili engelleyici ciddi sebepler bulunmadıkça, kendi toprakları dışında seyahatlerini temin edecek seyahat belgeleri vereceklerdir ve bu belgelere işbu Sözleşme’nin Cetvelindeki hükümler uygulanacaktır. Taraf Devletler bu tür bir belgeyi ülkelerinde bulunan herhangi bir mülteciye verebilirler…” Ayrıca bkz. ‘kimlik belgesi’, ‘pasaport’, ‘mülteci’, geçici seyahat belgeleri’, ‘seyahat belgeleri’, ‘vize’.

Sığınma (asylum) : Bir Devletin geri göndermeme (non-refulman) ilkesi ve uluslararası veya ulusal düzeyde tanıdığı mülteci haklarına dayalı olarak topraklarında verdiği bir koruma türü. Vatandaşı olduğu veya ikamet ettiği ülkede koruma sağlanamayan, bilhassa ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti ya da siyasi görüşü nedeniyle zulüm görmekten korkan kişiye verilir. Ayrıca bkz. ‘sığınmacı’, ‘sığınma hakkı’, ‘geri göndermeme (non-refulman)’, ‘mülteci statüsü belirlenmesi’, ‘iltica Devleti’.

Sığınma hakkı (right of asylum) : İki anlamda kullanılan genel bir terimdir: sığınma verme hakkı (Devletler topraklarında bulunan kişilere kendi takdirine göre sığınma hakkı verebilir) ve sığınma hakkı kazanma sığınma talep edilen Devlet veya takipçi Devletten bu hakkın kazanılması anlamlarında kullanılmaktadır. Ayrıca bkz. ‘sığınma’, ‘ilk sığınma ülkesi’, ‘iltica Devleti’.

Sığınma ülkesi : Ülkesel sığınma sağlayan Devlet. Ayrıca bkz. ‘sığınma (ülkesel)’, ‘iltica hakkı’.

Sığınmacı (asylum seeker) : Zulüm veya ciddi zarardan korunmak amacıyla, kendi ülkesi dışında bir ülkede güvenlik arayışında olan ve ilgili ulusal ya da uluslararası belgeler çerçevesinde mültecilik statüsüne ilişkin yaptığı başvurunun sonucunu bekleyen kişi. Olumsuz bir karar çıkması sonucunda bu kişiler ülkeyi terk etmek zorundadırlar ve eğer kendilerine insani ya da diğer gerekçeler temelinde ülkede kalma izni verilmemişse, bu kişiler ülkede düzensiz veya kanuna aykırı bir durumda bulunan herhangi bir yabancı gibi sınır dışı edilebilirler. Bkz. ‘başvuru’, ‘yabancı’, ‘mülteci’, ‘sığınma hakkı’.

Sınır(border) : İki Devletin veya Devletlerin alt bölümlerinin kara ya da deniz alanlarını ayıran çizgi. Yerleşik ve geliştirilmiş toprakların sınırında bulunan bir bölge anlamına da gelebilir.

Sınır (boundary) : Bkz. ‘sınır (border)’.

Sınır(frontier) : Bkz. 'hudut'.

Sınır geçişi (border crossing) : Belirlenmiş bir kontrol noktasından veya sınır boyunca herhangi bir noktadan fiziksel olarak sınırı geçme eylemi. Ayrıca bkz. ‘sınır’, ‘sınır kontrolü’, ‘sınır yetkilileri’, ‘kontrol noktası’.

Sınır işçisi (frontier worker) : Mutat ikametini komşu bir ülkede tutan ve normalde her gün ya da en azından haftada bir gün buraya dönen göçmen işçi. (Madde 2(2)(a), Bütün Göçmen İşçileri ve Aile Üyelerinin Haklarının Korunmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, 1990). Ayrıca bkz. ‘ekonomik göçmen’, ‘gezgin işçi’, ‘göçmen işçi’.

Sınır kontrolü (border control) : Bir Devletin egemenliğini kullanarak, insanların topraklarına girişini veya topraklarından çıkışını düzenlemesi; sınır kontrolü, fiziksel bir sınırda veya ülke dışındaki bir büyükelçilik veya konsoloslukta yürütülebilir. Ayrıca bkz. ‘sınır yönetimi’, ‘sınır yetkilileri’, ‘kontrol noktası’, ‘egemenlik’.

Sınır ötesi göç (cross-border migration) : Kişilerin uluslararası sınırların ötesine hareket etmesine ilişkin süreç.

Sınır yetkilileri (border officials) : Birincil görevi sınırı korumak ve Devletin göç (ve muhtemelen gümrük) hukukunu uygulamak olan yetkililere verilen genel ad. Aynı zamanda “sınır muhafızları”, “sınır polisi” ya da “yabancılar polisi” olarak da geçer. Ayrıca bkz. ‘ülkeye kabul’, ‘kontrol noktası’, ‘sınır yönetimi’, ‘kontrol noktası’, ‘ülkeye kabul edilmeme’.

Sınır yönetimi (border management) : İş adamlarının, turistlerin, göçmenlerin, mültecilerin ülkeye sınırdan izinli giriş-çıkışlarını kolaylaştırma ve vatandaş olmayanların belirli bir ülkeye düzensiz şekillerde girişini tespit etme ve engelleme. Sınır yönetimi kapsamında alınan önlemler Devletler tarafından tatbik edilen vize gerekliliklerini, düzensiz göçmenleri ülkeye getiren nakliye şirketlerine uygulanan taşımacılık yaptırımlarını ve denizde durdurma uygulamalarını içerir. Uluslararası standartlar, meşru amaçlarla gelen yolcuların ülkeye girişini kolaylaştırmak ve uygun olmayan gerekçelerle ya da geçersiz belgelerle gelen yolcuların ülkeye girişini engellemek arasında bir denge kurmayı gerektirir. Ayrıca bkz. ‘sınır kontrolü’, ‘taşıyıcı sorumluluk kanunu’, ‘egemenlik’.

Sınırdışı (expulsion) : Bir Devlet yetkilisi tarafından bir kişiyi ya da kişileri (vatandaş olmayan ve vatansız kişiler) kendi iradeleri hilafına o Devlet ülkesinden çıkarma niyetiyle yapılan ve ülkeden çıkarma sonucunu doğuran işlem. Ayrıca bkz. ‘sınırdışı (deportation)’, ‘toplu sınırdışı’, ‘sınırdışı emri’, ‘refoulement’, ‘geri gönderme’.

Sınırdışı emri (expulsion order) : Bir Devletin vatandaşı olmayan bir kişiyi ülke topraklarından ayrılmak zorunda bırakan adli ya da idari emir. Bkz. ‘sınırdışı (deportation)’, ‘sınırdışı emri’, ‘toplu sınırdışı’, ‘refoulement’.

Sınırdışı emri (deportation order) : Bir kişinin ülkeden gönderilmesi emrini veren idari veya adli karar. Ayrıca bkz. ‘sınır dışı etme’, ‘ihraç etme (expulsion)’.

Sınırdışı etme (deportation) : Devletin egemenlik hakkını kullanarak, vatandaş olmayan bir kişinin ülkeye girişini reddetmesi ya da ülkede kalma izninin sona ermesi sonucunda bu kişiyi menşe ülkesine ya da üçüncü bir ülkeye göndermesi. Ayrıca bkz. ‘sınır dışı etme (expulsion)’, ‘refoulement’, ‘geri gönderme’.

Sınırlama getirilemez insan hakları (non-derogable human rights) : Mutlak nitelikteki insan hakları her zaman tanınmalı ve gözetilmelidir. 1966 tarihli Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, aşağıdaki hakların sınırlama kabul etmez haklar olduklarını belirtir: yaşama hakkı, işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele veya cezaya karşı korunma hakkı, köleliğe karşı korunma hakkı, ceza hukukunun geriye yönelik olarak uygulanmaması, sözleşmeden doğan borçların yerine getirilmemesi nedeniyle hapis cezasına karşı korunma hakkı, hukuk önünde birey olarak tanınma hakkı, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü.Her ne kadar, sınırlama kabul etmez insan hakları listelense de, uluslararası toplum tüm insan haklarını evrensel, bölünmez, birbirine bağlı ve eşit muameleyi hak eder olarak görme eğilimindedir. Ayrıca bkz. ‘medeni ve siyasi haklar’, ‘yükümlülükleri azaltma/derogasyon’, ‘temel insan hakları’, ‘insan hakları’, ‘devredilemez’.

Silahlı çatışma (armed conflict) : “Savaşan Devletlerden biri diğerini tanımasa bile, iki veya daha fazla …[Devlet], arasındaki savaş ilanı ya da diğer türlü silahlı çatışma.” (bkz. Madde 2, Cenevre Sözleşmeleri I-IV, 1949). “Silahlı bir çatışma, Devletler arasında silah gücüne başvurulduğu durumlarda ya da Devlet yetkilileri ile örgütlü silahlı gruplar arasında ya da bir Devlet içerisinde bu tür gruplar arasında devam eden silahlı şiddet durumlarında da mevcuttur” (Prosecutor v. DuskoTadic, No. IT-94-1-AR 72, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi Temyiz Dairesi). Ayrıca bkz. ‘silahlı çatışma hukuku’.

Silahlı çatışma hukuku (uluslararası) (law of armed conflict (international)) : Silahlı çatışma durumlarına uygulanabilen uluslararası hukuk kuralları bütünü. Silahlı çatışmalara ilişkin uluslararası hukuk esasen uluslararası silahlı çatışmaları düzenlemektedir. Uluslararası nitelikte olmayan silahlı bir çatışmaya ilişkin hükümlere daha az oranda yer verilir. Ayrıca bkz. ‘silahlı çatışma’, ‘tutuklu siviller’, ‘insancıl hukuk (uluslararası)’.

Sivil tutuklular (civil detainees) : Uluslararası silahlı çatışma hukukunda, zorunlu güvenlik nedenleriyle çatışmaya taraf olan bir Devlet tarafından gözetim altında tutulan, korunan kişiler veya birçok durumda tarafsız siviller. Ayrıca bkz. ‘silahlı çatışma hukuku (uluslararası)’, ‘korunan kişiler’.

Siyasi düşünceler (political opinion) : 1951 Mülteci Sözleşmesi’nin dayanaklarından ve Sözleşmedeki zulüm sebeplerinden biri olan siyasi düşünce ile bir kişinin ifade ettiği bir düşünceyi savunması ya da bir düşüncenin kendisine atfedilmesi ve her iki durumda da bunun otoriteler tarafından fark edilmesi kastedilir. Bu sebep, şahıs tarafından ifade edilmemiş olsa da, ifade edileceği ve ifade edildiğinde otoritelerin buna tolerans göstermeyeceği varsayımı nedeniyle önemlidir. Ayrıca bkz. ‘mülteci’.

Sosyal sermaye transferi (social capital transfer) : Uluslararası göçmenlerin menşe ülkelerinden getirdikleri yetkinlikler, vasıflar, bilgi birikimi, uygulamalar ve fikirler. Ayrıca bkz. ‘para havaleleri’.

Soy (lineage) : Nesep ve nesil; aile, üstsoy veya altsoy.

Soya bağlı yerleşimciler (ancestry based settlers) : Kendi ülkeleri dışındaki bir ülkeye o ülkeyle olan tarihsel, etnik ya da diğer bağları nedeniyle kabul edilen yabancılardır. Bu yabancılara bu bağların doğası gereği o ülkede derhal uzun süreli ikamet hakkı tanınır ya da o ülkede vatandaşlık hakkına sahip olmaları nedeniyle ülkeye kabulden kısa bir süre sonra ülke vatandaşlığı verilir. Ayrıca bkz. ‘yabancı’, ‘vatandaş’, ‘tabiiyet’, ‘vatandaş olmayan kişi’, ‘daimi yerleşimciler’.

Soykırım (genocide) : “Ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri soykırım suçunu oluşturmaktadır: gruba mensup olanları öldürmek; grubun mensuplarına ciddi derecede bedensel veya zihinsel zarar vermek; grubun fiziksel varlığını tamamen veya kısmen ortadan kaldırmayı hesaplayarak grubun yaşam koşullarını kasten değiştirmek; grup içindeki doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak; gruba mensup olan çocukları zorla başka bir gruba nakletmek.” (Madde 2, Soykırımı Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme, 1948 ve Madde 6, Uluslararası Ceza Mahkemesini Kuran Roma Statüsü, 1998). Ayrıca bkz. ‘uluslararası suçlar’, ‘insanlığa karşı suçlar’, ‘evrensel yetki’.

Sömürü / istismar (exploitation) : Bir şeyden ya da bir kimseden avantaj sağlama eylemi, özellikle bir kişinin kendi çıkarı için bir başka kişiden haksız fayda elde etmeye yönelik davranışı (ör: cinsel sömürü, zorla çalıştırma veya hizmet ettirme, kölelik ya da köleliğe benzer uygulamalar, kulluk ya da organların nakli). Ayrıca bkz. ‘borçlandırarak çalıştırma’, ‘çocuk istismarı’, ‘borç esareti’, ‘zorla çalıştırma’, ‘kulluk’, ‘kölelik’, ‘insan taciri’, ‘insan ticareti’.

Sözleşme / Konvansiyon (convention) : Bkz. ‘Antlaşma’.

Sözleşmeli iş (contractual labour) : Bir üstlenici tarafından belirli bir süre için belirli bir amaçla sağlanan işçilik.

Sponsorluk (sponsorship) : Bir ülkeye giriş yapmak ve genellikle belirtilen bir süre boyunca bu ülkede kalmak isteyen yabancı uyruklu kişiye destek sözü, bilhassa da mali destek sözü verilmesi. Bazı ülkeler belirli göçmen statüsü kategorileri ve ziyaretçiler için ya sponsorluk ya da yeterli gelirin kanıtlanmasını şart koşmaktadır. Ayrıca bkz. ‘destek beyannamesi’, ‘teminat’, ‘garanti’.

Spontane (kendiliğinden gelişen) göç (spontaneous migration) : Dışarıdan yardım almadan bir kişinin ya da grubun göç planlarını hazırlayıp o planı izlemesidir. Spontane/ kendiliğinden gelişen göç genellikle itme-çekme faktörlerinden kaynaklanır ve bu tür göçün özelliği ülke desteğinin ya da herhangi bir uluslararası ya da ulusal yardım türünün bulunmamasıdır. Ayrıca bkz. ‘yardımlı göç’, ‘yardımlı gönüllü geri dönüş’, ‘itme-çekme faktörleri’, ‘spontane/kendiliğinden gerçekleşen geri dönüş’.

Spontane geri dönüş (kendiliğinden geri dönüş) (spontaneous return) : Mültecileri, ülke içinde yerinden edilmiş kişileri (IDP) veya sığınmacıları da içeren, bireyin veya bir grubun gönüllü ve bağımsız olarak, çoğunlukla Devletlerin desteği veya diğer uluslararası ya da ulusal destekler olmadan menşe ülkelerine dönmesi. Ayrıca bkz. ‘yardımlı gönüllü geri dönüş’, ‘spontane/ kendiliğinden gelişen göç’, ‘gönüllü dönüş’.

Statü değişikliği (change/switching of status) : Bir ülkede yasal olarak bulunan yabancının daha farklı bir göç statüsü istemesi durumunda uygulanan prosedür. Örneğin, kanun hükmü uyarınca, o Devletin vatandaşı olmayıp öğrenci vizesine sahip bir kişi, öğrenimi bittikten sonra, statü değişikliği yaparak çalışma vizesine geçebilir. Bkz. ‘yabancı’, ‘göç statüsü’, ‘vatandaş olmayan kişi’, ‘vize’.

Statünün uyarlanması(adjustment of status) : Bkz.'statü değişikliği'.

Statünün sona ermesine ilişkin klozlar (cessation clauses) : Mülteci statüsüne artık ihtiyaç duyulmadığı koşullarda statünün sonlanacağını belirten, hukuki bir belgede yer alan yasal hükümler, örneğin, Madde 1(c), Mültecilerin Hukuki Durumuna ilişkin 1951 Sözleşmesi; ve Madde I(4), Afrika’daki Mülteci Sorunlarının Özel Yönlerini Düzenleyen Afrika Birliği Örgütü (OAU) Sözleşmesi. Ayrıca bkz. ‘hariçte bırakma klozları’.

Stok (yabancı) ((stock) (foreign)) : Sözkonusu yılın belirli bir tarihinde (örneğin, 1 Ocak, ya da 31 Aralık) belirli bir yerde bulunan yabancı uyruklu kişilerin sayısı. Ayrıca bkz. ‘göçmen akımı’.

Suç, uluslararası (crime, international) : Uluslararası bir hukuk normu kapsamında cezai bir yaptırımı gerektiren eylem. Uluslararası suçların kesin bir tanımı yoktur; ancak uluslararası hukuk genelde aşağıdaki eylemleri uluslararası suçlar olarak kabul eder: insanlığa karşı suçlar; savaş suçları; soykırım; ırk ayrımı; terörizm; kölelik ve diğer zalimane, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele şekilleri; uyuşturucu madde ticareti; korsanlık; insan kaçakçılığı ve ticareti; rehine almak. Her Devlet bu suçların işlenmesinden sorumlu kişileri yargılamak ya da iade etmekle yükümlüdür; bu suçlardan doğan bireysel sorumluluk uluslararası düzeyde de takip edilebilir. (Eski Yugoslavya ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemeleri ve Uluslararası Ceza Mahkemesi). Ayrıca bkz. ‘insanlığa karşı suçlar’, ‘soykırım’, ‘terörizm’, ‘işkence’, ‘evrensel yargı yetkisi’, ‘savaş suçları’.

Suçluların iadesi (Extradition) : Kendi ülkesi dışında ve diğer ülkenin yargı alanı içerisinde işlediği bir suç nedeniyle sanık ya da hükümlü durumundaki kişinin, genellikle bir antlaşma ya da diğer karşılıklılık düzenlemeleri temelinde mahkemeye çıkarılması ya da cezalandırılması amacıyla resmen teslim edilmesidir. İade süreci genelde ulusal mevzuat, ikili antlaşmalar ve, bazı durumlarda, çok taraflı sözleşmelere (ör: Suçluların İadesine İlişkin Avrupa Sözleşmesi, 1957) göre gerçekleşir. Ayrıca bkz. ‘Refoulement’.

Ş

Şahit/şahit olmak (witness) : Doğrudan deneyim yoluyla belirli olaylar veya gerçekler hakkında şahsi bilgi sahibi olan kişi. Hukuki bağlamda ise, bu gibi bilgileri mahkemede sunmaya kanunen ehil olan kişileri ifade etmektedir. Bir olayı veya eylemi gözlemlemek. Hukuki bağlamda, bir anlaşma veya sözleşme gibi yazılı bir hukuki belgenin icra edilmesini (imzasını) gözlemek. Ayrıca bkz. ‘yemin’.

Şirket içi transfer edilen kişi (intra-corporate transferee) : Bir şirketin bağlı yabancı kuruluşuna (şube, tabi şirket, ofis, ortak girişim vb.) geçici olarak transfer edilen bir şirket çalışanı.