Sömürgecilik Karşıtı Milliyetçilik

TUİÇ Sözlük sitesinden
Dikmenselin (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 04.46, 1 Temmuz 2021 tarihli sürüm
(fark) ← Önceki hâli | Güncel sürüm (fark) | Sonraki hâli → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Sömürge yönetimine karşı mücadeleden esinlenen çeşitli milliyetçilik türleri vardır. Sömürgecilik milliyetçiliği bir siyasal inanca dönüşmeyi başarmıştır. Afrika ve Asya'da 'ulusal bağımsızlık' arzusuyla şekillenen bir ulus olma duygusunun gelişmesine yardımcı oldu. Gerçekte, 20. yüzyılda dünya siyasi coğrafyasının çoğu sömürgecilik karşıtlığı tarafından dönüştürülmüştür. Savaşlar arası dönemde ortaya çıkan bağımsızlık hareketleri, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle yeni bir ivme kazandı. İngiltere, Fransa, Hollanda ve Portekiz'in aşırı genişleyen imparatorlukları, yükselen milliyetçilik karşısında çöktü. [1]

Sömürgecilik karşıtlığının erken dönem biçimleri büyük ölçüde 'klasik' Avrupa milliyetçiliğine dayanıyordu ve ulusal kendi kaderini tayin etme fikrinden ilham alıyordu. Afrika ve Asya'daki uluslar için, siyasi bağımsızlık özlemleri sosyal gelişme ve ABD'ye ve Avrupa'nın sanayileşmiş ülkelerine olan bağımlılıklarını sona erdirme isteğiyle bağlantılıydı. Bu nedenle, ulusal kurtuluş hedefinin hem ekonomik hem de siyasi bir boyutu vardır. Bu, sömürge karşıtı hareketlerin milliyetçi özlemlerini ifade etmenin bir yolu olarak neden liberalizm yerine tipik olarak sosyalizme ve özellikle Marksizm-Leninizme yöneldiğini açıklamaya yardımcı olur.

Marksizm, kolonyal deneyimin kendisinin anlaşılabileceği ve sorgulanabileceği bir eşitsizlik ve sömürü analizi sunar. Tıpkı ezilen ve sömürülen proletaryanın, kapitalizmin yıkılışında kurtuluşu görmesi gibi, üçüncü dünya milliyetçileri de mücadelelerini hem siyasi hem de ekonomik kurtuluş olarak gördüler. Çin, Kuzey Kore, Vietnam ve Kamboçya gibi ülkelerde sömürge karşıtı akımlar Marksizm-Leninizmi benimsemiştir. İktidara geldikten sonra, Sovyet tarzı planlı ekonomiler yaratmak için yabancı varlıklara el koyma ve ekonomik kaynakları kamulaştırma eğilimindeydiler. Afrika ve Ortadoğu devletleri, Cezayir, Libya, Zambiya, Irak, Güney Yemen ve başka yerlerde uygulanan daha az ideolojik bir milliyetçi sosyalizm biçimi geliştirdiler. Bu ülkelerde sosyalizm, genellikle güçlü bir 'karizmatik' liderin sahip olduğu birleştirici bir ulusal davaya veya çıkarlara başvurma şeklini almıştır.

Gelişmekte olan dünyadaki milliyetçiler, milliyetçiliklerini sosyalizm veya Batı'dan ödünç alınan Marksizm dilinde ifade etmekle her zaman yetinmemişlerdir. Özellikle 1970'lerden beri Marksizm-Leninizm'in yerini dini fundamentalizm türleri (köktencilik, radikal din), özellikle de İslami fundamentaalizm almıştır. Bu, gelişmekte olan dünyaya özellikle Batı dışı, Batı karşıtı bir ses vermiştir.


  1. Andrew Heywood, "Siyaset", çev: Bekir Berat Özipek, Bahattin Seçilmişoğlu, Atilla Yayla, Hasan Yücel Başdemir, (Ankara: Adres Yayınları, 2017)