Westphalia Süreci ve Modern Devletlerin Doğuşu

Uluslararası İlişkiler Wiki sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Orta Avrupa'da Katolikler ile Protestanlar arasında din temelli bir çatışma olarak başlayan ve tarihin en karmaşık gerilimlerinden birine dönüşen Otuz Yıl Savaşları, uzun müzakereler sonucunda, 1648 Westphalia Barışı adı verilen antlaşma ile sona ermiştir. [1]

Eğer tarihi, birbirini takip eden ve birbirine vesile olması sonucu doğan olaylar dizisi olarak adlandırırsak bu açıdan baktığımızda, imparatorlukların ve uluslararası arenanın değişime uğrayan yapısını anlayabilmek için sürecin öncesine gidilmelidir. O sebeple ilk olarak Protestan reformu tarafından hüsrana uğratılan Katolik kilisesine bakmalı, daha sonra, yayılan Protestanlık sonucu ortaya çıkan din savaşları incelenmelidir. İzlenecek olan bu harita bizi Westphalia'ya götürecektir.

Westphalia'ya Giden Yol: Din Savaşları

Katolik Hristiyan birliği, Roma İmparatorluğu mirasını devralmış, papalık, bu mirasın üzerine inşa edilmiş bir yapı kurmuş ve yüzyıllarca krallıkların ve kralların onay merkezi haline gelmişlerdir. Böylece Katolik kilisesi'nin, her alanı kontrol etme ve olaylarda karar verici özne olma isteği, Orta Çağ döneminin kaderini değiştirecek etkiler yaratmaya başlamıştır.

Avrupa tarihi, XV. yüzyılın sonu ile XVII. yüzyılın başında Katolik kilisesi'ne darbe vuracak bir dizi önemli olaylara ev sahipliği yapmıştır. Bunlar; Ulusal ve uluslararası ticaretin gelişmesi ile ekonominin merkezi haline gelen kentlerin ortaya çıkması, ticaretten doğan zenginliği koruma altına alabilecek güçlü merkezi iktidarlara olan ihtiyacın artması, yeniden canlanma gösteren eski Roma ve Yunan kültürünün ortaya çıkması, hümanist dünya görüşü ile yoğrulan Rönesans hareketinin baş göstermesi, baruttan yararlanarak etkili silahların bulunması, bilginin kayıt altına alınabilmesi için keşfedilen matbaanın yaygınlaşması ve denizcilerin yolunu aydınlatarak coğrafi keşifleri başlatan pusulanın kullanımıdır. [2]

Ekonomik, bilimsel, siyasi, sanatsal ve düşünsel alanlarda yaşanan söz konusu gelişmeler, din ve dinin temsilcileri olarak bilinen Katolik Kilisesi'ni derinden sarsmıştır. Bu dönemde muhafazakar yapısı gereği gelişmelere ve dönüşmelere ayak uyduramayan Katolik Kilisesi hedef haline gelmiştir. Almanya'da Martin Luther King (1483 - 1531), Fransa'da Jean Calvin (1509 - 1564) ve İsviçre'de Huldrych Zwingli (1484-1531) gibi reform yanlısı teologlar, bu hedefi saldırı yağmuruna tutmuş ve Katolik dünyanın yarattığı din temelli düzene son veren hareketin öncüsü olarak sahneye çıkmışlardır. [3]

İlk önemli baş kaldırı, 31 Ekim 1517 tarihinde Martin Luther King'den gelmiştir. [4] Wittenberg Kalesi Kilisesi'nin kapısına 95 maddeden oluşan bir metin çivileyen Luther, Endüljansın Gücü ve Etkisi Üzerine Tartışma başlığı verdiği yazısı ile doğrudan papalığı hedef almış ve kilise tarafından satılan endüljansları eleştirmiştir. Latince olarak yazılan bu metin, daha sonra Almancaya çevrilmiş ve Luther tarafından Tanrı’nın bir lütfu gibi görülen matbaa aracılığı ile çoğaltılarak İmparatorluğun her tarafına dağıtılmıştır.[5] Bu olaydan sonra, 15 Haziran 1520 tarihinde, Papa X. Leo tarafından alınan ve metninin ilk iki sözcüğünden hareketle “Exsurge Domine” adı verilen bir kararla, Luther’in yazılarının yasaklandığı ve kendisinin “aforoz” edileceği bildirilmiştir. [6] Fakat aforoz tehdidi karşısında yılmayan ve ciddiye almayan Luther, Alman Ulusunun Hıristiyan Soylularına, Hıristiyan Kişinin Özgürlüğü Üzerine ve Kilisenin Bail Esareti Üzerine isimli eserleriyle Katolik Kilise'sine karşı saldırmaya devam etmiştir.[7]

Papanın ve İmparator V. Charles'ın, Martin Luther King'e bu denli karşı saldırı ile cevap vermedi kısa süre içerisinde halka, civar köylere ve ülkelere yayılmış, gün geçtikçe reform karşıtı kişilerin sayısı artarak 1525 yılında Dessau İttifakı (League of Dessau) birliği kurulmuştur. Katolikler karşısında kendi inançlarını savunmak ve korumak isteyen Protestanlar da söz konusu girişime 1526 yılında Torgau İttifakı (League of Torgau)'nı kurarak cevap vermişler böylece Avrupa 2 ayrı kutba bölünmüştür. [8]

Olaylardan rahatsızlık duyan, Martin Luther King'e durması için o dönem adeta yalvarırcasına mektuplar yazan ünlü hümanist Erasmus, Hıristiyan barışını korumak için çok çalışmış fakat bu iki kutuplu düzene engel olamamıştır.[9]

Yaşanan hezimetleri durdurmak ve birliğini korumak için çabalayan Katolik Kilisesi, 1526 ve 1529 yıllarında olmak üzere Speyer şehrinde iki ayrı toplantı düzenlemiş, ikinci toplantıda Luther taraftarlarınca protesto edilerek dağıtılmışlardır. Böylece söz konusu hareketin mensupları, protesto edenler, itiraz edenler anlamına gelen Protestanlar (Protestants) olarak anılmaya başlanacaktır. Luther tarafından başlatılan ve dinde reformu savunan kilise karşıtı bu hareket, önce İsviçre'de Zwingli, sonra Fransa'da Calvin ve nihayetinde diğer ülkelerdeki reformistler aracılığı ile büyümüştür. Bu durum, en son 1054 yılında yaşanan Doğu Kilisesi (Ortadoks) ile Batı Kilisesi'ni (Katolikler) karşı karşıya getiren ayrılıktan sonraki en büyük ikinci ve önlenemez ayrılık olmuştur.

Augsburg Barışı, Protestanlığın Yayılması ve 30 Yıl Savaşları

Kutsal Roma İmparatorluğu, XV. yüzyılın ortalarına doğru en zayıf dönemini yaşamaya başlamıştır. Bu dönemdeki etkili isimlerden bir tanesi V. Charles'dır (1519-1556). XVI. yüzyıla doğru giderken, hanedanlıklar arası evlilikler, zamansız ölümlerle birlikte İmparatorluk yeniden yükselişe geçmiştir.[10]

Almanya, Avusturya, İspanya ve İtalya'nın bir kısmı Habsburg Hanedanlığı tarafından kontrol altına alınmıştır. 1526 yılında, Osmanlı İmparatorluğu ile Macar Krallığı arasında yapılan Mohaç Savaşı'nda II. Louis'in öldürülmesi fırsat bilinerek Macar toprakları ve Bohemya da Kutsal Roma İmparatorluğu topraklarına dahil edilmişti. Fakat, tüm bu güzel giden düzenin içinde V. Charles bir sorun ile karşı karşıyaydı: Protestan Reformu ve Martin Luther King. Birçok Alman prens tarafından kabul edilen bu yeni mezhebin varlığı, Luther taraftarlarının sayısının artması Roma imparatorunu, Katolik kilisesini ve Katolik prensleri kaygılandırmaya başlamıştır. [11] Örneğin, bir katolik olan Fransa Kralı I. François, siyasi çıkarları için protestan prensleri destekliyordu. [12] Protestan prensler ve Katolik Kutsal Roma İmparatoru arasındaki bu savaş, 1555 yılında hemfikir olmama üzerinde bir anlaşma niteliğindeki Augsburg Barışı ile sonuçlanmıştır. Bu anlaşmaya göre kimin bölgesi, onun dini (cuius region, eius religio) anlayışı geçerli olacaktı. Pragmatik temellere dayanan bu anlaşma barış ile her bölgenin dinini belirleme yetkisi o bölgenin prensine bırakılmıştı. Prens tarafından yapılacak bir tercihe göre belirlenecek olan inancı halk kabul edecekti ve etmeyenler eşyalarını yanına alıp başka bir bölgeye göç edeceklerdir, hükümleri geçerliydi. [13] Augsburg Barışı’ndan sonra, sırasıyla I. Ferdinand (1556-1564) ve II. Maximilian (1564-1576) Kutsal Roma İmparatoru olarak seçilmişti. Tek amaçları katolikliği korumak yerine Fransa ve Osmanlı İmparatorluğu'na karşı kendilerini koruyabilmek olduğu için Protestan ve Luthercilere birçok siyasi, dini özgürlükler vermişlerdir. Maximilian’dan sonra Kutsal Roma İmparatoru olan II. Ru- dolph’un, Bohemya topraklarında yaşayan Protestanlara ibadet özgürlüğü ve kiliselerini kurma hakkı bahşettiğini ifade eden, daha sonra “Majestelerinin Mektubu (The Letter of Majesty)” adı verilen 1609 tarihli belge Lütercilerin işine yaramıştır. Bu süreçte bir Protestan hareket olan Kalvencilik de güç kazanmıştır. Katolik Kutsal Roma İmparatoru'nun hükmettiği topraklarda Protestanlığın böylesine güç kazanması barışı temelden sarsıcı olaylara neden olmuş ve II. Ferdinand'ın iki temsilcisinin Bohemya'da ki bir kaleden aşağı atılarak öldürülmeleri Otuz Yıl Savaşları'nı başlatmıştı. Tarihin en karmaşık çatışmalarından biri olan Otuz Yıl Savaşları'nda kim dost, kim düşman, kim savaşa devam edecek, kim kazanacak belli olmadığı için herkes kendi menfaatlerinin peşinden koşmuştur. Sekiz milyondan fazla insanın öldüğü, 100 milyon insanın göç etmek zorunda kaldığı bu uzun sürecin sonucunda imzalanan Westphalia Barışı, her şeyi sona erdirmiş ve 1923 yılında kaleme aldığı “Histoire des Grands Principes du Droit des Gens” isimli eserinde Westphalia Barışı’nı “eski dünyadan yeni dünyaya açılan görkemli bir kapı olarak adlandıran Robert Redslob'un da dediği gibi ruhani ve dünyevi iktidar birbirinden ayrılarak egemen devletler söylemi doğmuştur.

Yeni Bir Düzen: Westphalia Barışı

Uzun yıllar sonunda Hıristiyanlar arasındaki bu çetin savaş, Westphalia Kongresi'nin toplanması ile sonuca bağlanacaktı. Kongrede bulunan birçok teolog, filozof ve diplomatın katılımı ile Avrupalı güçlerin din kapsamındaki ilk barış kongresi böylece gerçekleşmiştir.

1648 yılında 3 farklı anlaşma imzalanmıştı. Bunlar; İspanya ve Hollanda arasında imzalanan Münster Barışı, Kutsal Roma İmparatorluğu ile Fransa ve müttefikleri arasında imzalanan Münster Antlaşması, Kutsal Roma İmparatorluğu ile İsveç arasında imzalanan Osnabrück Antlaşması'dır. Her ne kadar savaşı sona erdiren barış üç antlaşmayla sağlansa da Westphalia Barışı ile kastedilen, Kutsal Roma İmparatorluğu’nun taraf olduğu, Münster ve Osnabrück Antlaşmalarıdır. Aralarında yaklaşık elli kilometre mesafe olan iki ayrı şehirde benzer maddeler içeren iki antlaşmanın imzalanmasının sebebi, İsveç ile Fransa’nın bir araya gelmek istememesi olmuştur.

Westphalia Barış antlaşmaları hükümlerinin büyük bölümü İmparatorun seçimine, İmparatorluğun kurumlarında temsile, veraset meselelerine, maddi zararların karşılanmasına, tazminatlara ve sınır değişikliklerine ilişkindir.


Almanya topraklarında Katoliklik, Protestanlık ve Kalvencilik geçerli dinler olmuş, 1555 Augsburg Barışı ile kabul edilen “kimin bölgesi onun dini” ilkesi, bazı toleranslar eşliğinde onaylanmıştır.

Böylece, Otuz Yıl Savaşları’nı sona erdiren söz konusu barışın seküler karakterde olduğu, bu tarihten sonra dinin uluslararası ilişkilerde temel itici güç niteliğini kaybettiği, bunun doğal sonucu olarak da Papalık ve Kutsal Roma İmparatorluğu gibi meşruiyetini dinden alan devlet üstü otoritelerin etkisinin yok olduğu, yaklaşık üç yüzyıl süren, egemen devletlerin eşitliği ilkesine dayanan ve “Westphalia Modeli” olarak adlandırılan yeni bir düzene geçildiği ileri sürülmüştür. [14]

Hazırlayan: Rabia Gizem ŞENOĞLU


Kaynakça:
  1. Yaşar SALİHPAŞAOĞLU & Özgem Tuğçe GÜMÜŞ BOYACI - Bir Modern Devlet ve Egemenlik Miti: Westphalia Barışı
  2. Server Tanilli - Uygarlık Tarihi
  3. Donald G. Tannenbaum & David Schultz - Siyasi Düşünceler Tarihi
  4. Robert Dean Linder - The Reformationa Ara, s.23
  5. Justo L. Gonzalez - A History of Christian Thought: From the Protestant Reformation to the Twentieth Century
  6. Ronald Bainton
  7. Mircia Eliade, s.268
  8. John Owen - The Clash of Ideas in World Politics
  9. Desiderius Erasmus - Discourse on Free Will
  10. Mark Konnert
  11. Yaşar SalihPaşaoğlu
  12. Mary Fulbrook - A Concise History of Germany
  13. Greg Forster - The Crisis of Christianity and Politics
  14. Yaşar SALİHPAŞAOĞLU & Özgem Tuğçe GÜMÜŞ BOYACI - Bir Modern Devlet ve Egemenlik Miti: Westphalia Barışı makalesinden alınmıştır. Aslı: Leo Gross - “The Peace of Westphalia, 1648-1948”, The American Journal of International Law, Vol. 42, No. 1