Keşmir Sorunu

Uluslararası İlişkiler Wiki sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Keşmir tarihi, literatürde M.Ö. 269-232 yılları arasında yaşayan Hint Kralı Aşoka ile başlatılmaktadır. Daha sonraki bilgiler ise, M.S. 78-248 yılları arasında hüküm süren ve Orta Hindistan’a kadar hâkimiyetini kabul ettiren, Orta Asya’daki Kuşana İmparatorluğu dönemine aittir. Sahip olduğu stratejik önemden dolayı tarih boyunca güçlü devletlerin ilgisini cezbeden Keşmir’in tarihsel serüveni 8. yüzyıldan sonra farklı bir seyir almaya başladı. Yüzyılın başında Hindistan’ı fetheden İslâm orduları, Keşmir’i ele geçirmek için akınlar düzenlese de bölgenin topografik özelliklerinden dolayı bunu başaramadı. Keşmir’in İslam’la tanışması, Hindistan’dan çok sonra 14. yüzyılda gerçekleşti. Bölgeye yerleşen tasavvuf kültürü yerli halkın gelenekleriyle de etkileşim içerisinde bulunarak bölgeye has bir form ortaya çıkardı ve Hinduların İslâm’a ilgi duymalarını sağladı. Keşmir’de Müslümanların egemenliği, 14. yüzyılda Şah Mir Sevati ile başladı. Bu egemenlik 1819 yılında Sih Mihracesi Ranjit Singh tarafından sonlandırıldı. Bölgede İngiliz egemenliği, İngilizler ile Sihler arasında yapılan savaşı İngiltere’nin kazanması neticesinde yapılan 1846 Amritsar Anlaşmasıyla sağladı. İngilizler, halkı Müslüman olmasına rağmen bölgenin idaresini, kendilerinin yanında yer alan Hindu Mihrace Gulab Sing’e devretti, daha sonra ise bölgeyi kendisine sattı. Böylelikle halkının çoğunluğu Müslüman olan Keşmir’de, Hindu idaresi başlamış oldu. İngiltere adına Keşmir’i idare eden Gulab Sing zamanında, halka büyük zulümler yapıldı, ibadetlere yasak getirildi ve ibadethaneler kapatıldı. Halk 1927 yılından itibaren yaşananlara tepki için sokaklara döküldü. Protestoların gün geçtikçe yoğunlaşması üzerine yönetime bağlı silahlı güçler sivil halka şiddet uygulamaya başladı. Böylelikle günümüzdeki Keşmir sorununun kanlı tarihi bu olaylar silsilesiyle başlamış oldu. Daha sonraki yıllarda çatışmaların şiddeti daha fazla artış gösterdi. 1946’da Pencaplı Müslümanlar Keşmir’e girerek Keşmir’in başkenti Srinagar’a kadar geldi ve 1947’de Keşmir’in batısında Azad Keşmir hükümeti kuruldu. İkinci Dünya Savaşı esnasında Asya’daki bütün sömürgeler gibi Hindistan da Japonları destekledi. Hatta Hindistan Milli Ordusu adı ile bir kuvvet Japonlarla beraber savaştı. Bu durumdan tedirgin olan İngiltere Hindistan üzerindeki kontrolünü gevşetti ve yaptığı bir açıklama ile savaştan sonra Hindistan’a bağımsızlığını vereceğini açıkladı. Yapılan anlaşmaya göre İngiltere 15 Ağustos 1947’de Hint alt kıtasından çekilecek, Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgeler Pakistan’ı oluşturacak, diğer bölgeler Hindistan’a kalacaktı. Hindu liderler Mahatma Gandi ve Cevahir Lal Nehru ile bazı Müslüman önderler ayrılma taraftarı değildi. Ancak Muhammed Ali Cinnah önderliğinde bazı dini ve milli gruplar, İngiltere’nin desteği ve teşvikiyle ayrılmayı istiyorlardı. 1947 yılında, Hindistan İngiltere’den bağımsızlığını kazandı. Bağımsızlığın kazanıldığı gün Pakistan ile Hindistan ikiye ayrıldı. İrili ufaklı beş yüzün üzerinde prenslik ise, Pakistan’a ya da Hindistan’a katılma yönünde serbest bırakıldı. Genellikle sorunsuz uygulanan prenslik tercihlerinde istisna olabilecek üç eyalet bulunmaktaydı. Bunlardan ilk ikisi Haydarabad ve Gujarat idi. Müslüman prenslerin yönettiği, ancak halkının çoğunluğu Hindu olan bu eyaletler, halkın talebi üzerine Hindistan’da kalmaya razı oldu. Bu iki eyaletin tersi durumda olan, yani halkının ezici çoğunluğu Müslüman olan ve Pakistan’a bağlanmak isteyen Keşmir’in, Hindu idarecileri ise Hindistan’a katılma kararı aldı.

Keşmir’in, halk iradesinin aleyhine Hindistan’a bağlanması, günümüze kadar süregelen Keşmir Sorunu’nun ortaya çıkmasına neden oldu. Zira İngiliz işgali sonrası Hinduların elinde bulunan Keşmir idaresi, Pakistan ya da Hindistan’dan birini tercih etmek yerine bağımsız kalmayı düşünüyordu. Müslüman halkın çoğunluğu ise, Pakistan ile birleşme taraftarıydı. Jammu’daki Müslüman köylerine yapılan Sih-Hindu saldırıları ve Müslümanların Pakistan ile bütünleşme beklentilerine emirliğin müspet cevap vermemesi, Müslüman halkı harekete geçirdi. Punç ve Mirpur kentlerindeki Müslümanlar Hindu yönetime karşı ayaklandı. Bazı Pakistanlı gruplar da, Keşmirli Müslümanlara yardım etmek için müdahalede bulundu. Ayaklanma neticesinde 24 Ekim 1947’de Azad Keşmir İslam Cumhuriyeti kuruldu. Bu gelişmeler üzerine Keşmir’in Hindu emirliği, Hindistan’dan yardım istedi. Hindistan tarafından yardım teklifi, Keşmir’in Hindistan’a katılması şartıyla kabul edildi. Hindu yönetim, bu teklifi kabul edip Hindistan ile anlaşma masasına oturdu ve 26 Ekim 1947 yılında Keşmir’in Hindistan’a ilhak anlaşmasını imzaladı. Söz konusu antlaşmada Hintli yöneticiler, yapılan anlaşmanın geçici olduğunu ve Keşmir’in geleceğine Keşmirlilerin karar vereceğini beyan etti. Katılım anlaşmasından sonra Hindistan askerleri Srinagar’a girip Keşmir’deki savaşa dâhil oldu. Hindistan başkent Srinagar, Keşmir Vadisi ve Jammu’yu ele geçirerek, Keşmir’in büyük bölümünde kontrolü sağladı. Pakistan ise Keşmir’in kuzeyinde küçük bir bölgeyi alabildi. Hindistan hükümeti, 1 Ocak 1948’de Birleşmiş Milletlere başvurarak, Pakistan’ın isyancıları desteklediğini söyleyip şikâyette bulundu. Pakistan ise Hindistan’ın Keşmirli Müslümanlara soykırım yaptığını iddia ederek BM gözetiminde plebisit yapılmasını istedi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde 21 Nisan 1948’de alınan bir kararla, Keşmir halkının self determinasyon hakkını kullanmasına ve bunun için plebisit yapılması sonucuna varıldı. Görüşmeler neticesinde Keşmir ile ilgili bir de komisyon kuruldu. Komisyon raporları doğrultusunda BM’nin Kasım 1948’de aldığı karar ile plebisitin uygulanma esasları belirlendi. Belirlenen esaslardan en önemlisi Hindistan’ın bölgedeki silahlı kuvvetlerini geri çekmesiydi. Ancak Hindistan buna yanaşmadı. Bundan dolayı plebisit yapmaya uygun şartlar bir türlü oluşmadı. Plebisit görüşmeleri sırasında Keşmir nüfusunun %77’sini Müslümanlar oluştururken yönetim Hinduların elindeydi. BM gözlemcileri Keşmir’de oluşturulan kontrol hattında konuşlandı, fakat pratikte hiçbir etkileri olmadı. Uzun süre devam eden çatışmalar neticesinde çok sayıda Müslüman katledildi. Nihayet 1 Ocak 1949 yılında taraflar arasında ateşkes anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre silahlı güçler Keşmir’den çekileceklerdi. 5 Ocak 1949 yılında yapılan anlaşmaya göre ise, halk oylaması yapılacak ve oylama sonucunda halk hangi tarafta kalmak istiyorsa halkın tercihine saygı gösterilecekti. Ancak Hindistan, hiçbir zaman bu anlaşmalarda belirtilen yükümlülükleri yerine getirmedi.

Keşmir Sorununun Tarafları

Keşmir sorununun görünen tarafları Pakistan, Hindistan ve Çin’dir. Taraflardan Hindistan, Keşmir’in 1947 yılında Hindistan’a katılmaya karar verdiğini, dolayısıyla buranın Hindistan toprağı olduğunu ileri sürmekte, Pakistan’ı bölgedeki ayrılıkçı hareketleri destekleyerek Hindistan’ı zayıflatmak ve topraklarını almaya çalışmakla itham etmektedir. Buna karşın Pakistan, iki ülkenin bağımsız olarak kurulduğu dönemde varılan anlaşma gereğince, Keşmir halkının büyük çoğunluğu Müslüman olduğu için Keşmir’in Pakistan’a bağlanması gerektiğini ileri sürmektedir. Çin ise, Keşmir Sorununa 1962 yılında Hindistan ile girdiği bir savaş neticesinde taraf olmuştur. Bu savaşta Keşmir’in doğusunda Aksai Çin denilen bölgeyi ele geçirmiştir. Bu toprak parçasının Keşmir’e ait olmadığını, buranın Çin’de özerk bir bölge olan Tibet’in uzantısı olduğunu ileri sürmektedir. Hindistan ise Çin’i işgalci olarak tanımlamakta ve Aksai Çin bölgesini terk etmesini istemektedir. Günümüzde Pakistan ile yakın ilişkileri bulunan Çin’in, Azad Keşmir’de 20 milyar doları aşan alt yapı, ulaşım ve enerji projeleri bulunmaktadır.

Taraflar Arasında Yapılan Savaşlar

Keşmir üzerindeki tartışmalar ve kimi zaman yapılan savaşlar, bu toprak parçasını taraflar için millî mesele haline getirmiştir. Özellikle Hindistan ve Pakistan arasında defalarca silahlı çatışmalar yaşanmıştır. Keşmir meselesi, her iki ülkenin birbirlerini tehdit olarak görmelerine, askeri alanda yatırımlar uygulamalarına ve dolayısıyla her iki ülkenin sahip olduğu askeri kapasitenin artış göstermesine neden olmuştur. 1947-48 (Birinci Keşmir Savaşı), 1965 (İkinci Keşmir Savaşı) ve 1971 yıllarında Hindistan ile Pakistan arasında üç savaş yaşanmıştır. Hindistan ile Pakistan güçlerinin yaşadıkları ilk çatışmalar neticesinde 1949 yılında devreye giren BM Güvenlik Konseyi, her iki tarafı ateşkese çağıran bir karar çıkardı. Karar gereği, her iki ülke Keşmir’den silahlı güçlerini çekecek, halk oylaması yapılacak, bölge halkı kendi geleceğini kendisi tayin edecekti. Keşmir halkının büyük çoğunluğunu oluşturan Müslümanların, Hindistan idaresini tercih etmeyeceklerini bilen Hindistan, halk oylamasını sürekli bir şekilde engelleme yoluna gitti. 1960’lara doğru ise, Çin ile Hindistan arasında Keşmir üzerine bazı sürtüşmeler başladı. Çin’in Pakistan ile Keşmir sınırı konusunda anlaşma yapmasından tedirgin olan Hindistan, sınırına asker yığmaya başladı. Çin’in ani bir karşılık vermesiyle 1962 yılında Çin ile Hindistan arasında çıkan Keşmir savaşı, Hindistan’ın yenilgisiyle neticelendi. Böylelikle Çin, Aksai Çin bölgesini ele geçirdi ve buranın Keşmir’e ait değil, kendi doğal parçası olduğunu iddia etmeye başladı. Ayrıca Pakistan’ın, 1963 yılında kontrolündeki kuzey Keşmir’in küçük bir bölümünü Çin’e vermesi meseleyi daha karmaşık hale getirdi. Böylece Keşmir, bugün itibariyle yüzde 45’i Hindistan, yüzde 35’i Pakistan ve yüzde 20’si Çin’in kontrolünde olmak üzere üçe bölündü. 1965 yılında Pakistan ile Hindistan arasında ikinci savaş cereyan etti. Söz konusu tarihte Pakistan tarafından Keşmir kontrol hattının Hindistan tarafına bazı sızmalar oldu. Hindistan güçlerinin sızan birimlere karşı müdahalede bulunmasına karşılık, Pakistan kuvvetleri Jammu Keşmir bölgesine saldırdı ve Hindistan kuvvetlerinin ikmal yapabileceği tek yol olan Srinagar yolunu ele geçirdi. Bunun üzerine Hindistan Pakistan’ın ikinci büyük şehri olan Lahor’a kadar ilerledi. Sonrasında Birleşmiş Milletlerin müdahalesiyle ateşkes ilan edildi. Sovyetler Birliğinin aracılığıyla 1966 yılında Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te anlaşma imzalandı. Tarafların müzakereler yoluyla Keşmir sorununu çözmesi yönünde karar alındı. Ancak Hindistan, Keşmir sorununun çözümüyle ilgili müzakerelere yanaşmadı. 1971 yılında ise, Pakistan ve Hindistan arasında Keşmir meseleyle ilgili dolaylı bağlantısı bulunan bir savaş daha yaşandı. Söz konusu tarihte Doğu Pakistan ile Batı Pakistan arasında anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Daha sonra iç savaşa dönen gerginlikler tırmanınca, 10 milyon mülteci Hindistan’a sığındı. Bunun üzerine Hindistan, Bangladeş kuvvetlerine destek verdi. Pakistan savaş uçaklarının Hint hava sahasını kullanmasını yasakladı. Aynı zamanda Pakistan ile Hindistan arasında bir dizi sınır çatışması yaşandı. Savaş Pakistan’ın yenilgisiyle sonuçlandı. Bağımsızlığını ilan eden Bangladeş, Pakistan’dan ayrıldı. Pakistan ile Hindistan arasında yapılan Simla Anlaşmasıyla Pakistan, Hindistan’ın toprak bütünlüğüne saygı göstereceğini deklare etti. Ayrıca Keşmir’de ateşkesin sağlanmasına dönük Sınır Kontrol Hattı(Line of Control) oluşturuldu.

1980’lere gelindiğinde Keşmirliler, Hindistan’ın zulmüne karşı bir dizi protesto gösterileri düzenlemeye başladı. Gösterilerin temel amacı, Hindistan’ın Keşmir’i terk etmesini sağlamaktı. Ancak Hindistan, sivil gösterilere şiddetle karşılık vererek katliam ve sindirme politikalarına girişti. Buna karşılık, 1989 yılında Hindistan zulmüne karşı silahlı direniş grupları olarak teşekkül etmeye başladı. Hindistan ise, bölgeye yaklaşık 500 bin asker sevk ederek askeri olarak işgalini sürdürmeye devam etti.[1]

1999 yılında bir grup Pakistanlı yanlarına Afgan ve Keşmirli silahlı birlikler alarak dağlık Siyaçin buzul bölgesindeki askeri tesisleri işgal etmiştir. Hint askerleri yaz boyunca kullandıkları bu tesisleri kışın terk etmekteydi. Hint ordusunun ve istihbaratının bu harekâttan habersiz olması ülkede şok etkisi meydana getirmiştir. Hindistan ordusu Pakistanlı militanları bu tesislerden çıkarmakta yetersiz kalmış hatta Pakistanlı birlikler üç Hint savaş uçağını düşürmüştür. Bunun ardından Hindistan diplomatik girişimlerini artırarak Pakistan’a tesisleri boşaltması için uluslararası baskı uygulamaya başlamıştır.

Uluslararası camianın baskısı sonucunda Pakistanlı birlikler bu bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Birlikler, geri çekilme sırasında önemli zayiatlar vermiştir. Hindistan, bu süreç sonucunda bölgede tekrar hâkimiyet kurmasını önemli bir başarı olarak göstermiştir. Açıkçası bu hadisenin iki ülkenin nükleer silah elde etmesinden sonra meydana gelmesi dünya kamuoyunu çok tedirgin etmiş ve bu nedenle büyük devletler olayın daha fazla derinleşerek iki ülke arasında sıcak bir çatışmanın meydana gelmesini önlemeye gayret etmiştir. İki ülke arasındaki diğer bir kriz 13 Aralık 2001 tarihinde meydana gelmiştir. O tarihte Ceyşi Muhammed ve Tayyibe Ordusu’nun silahlı militanları başkent Yeni Delhi’de milletvekillerinin toplantıda bulunduğu sırada Hint parlamentosuna bir saldırı gerçekleştirmiştir. Hindistan bu terörist eylemlere karşı çok sert tepki göstererek sınır boylarındaki askeri birliklerde olağan üstü hal ilan etmiştir. 2002 yılının başlarına dek iki ülke sıcak bir çatışmanın eşiğinde gibi askeri birliklerini hazır bulundurmuştur. Uluslararası kuruluşların girişimleri ve ABD’nin Ceyşi Muhammed ve Tayyibe Ordusu’nun terörist gruplar kategorisine almasından sonra iki ülke arasındaki sıcak çatışma ortamı biraz yumuşamıştır.

Olaylar yatışınca iki ülke arasındaki görüşmeler yeniden başlamış ve aşağıdaki hususlarda fikir birliğine varılmıştır:

1. Bütün cephelerde ateşkesin sağlanması

2. Kontrol noktalarının belirgin bir şekilde oluşturulması

3. Keşmir’in başkentleri, yani Hindistan kontrolündeki bölgenin başkenti Srinagar ve Pakistan denetimindeki bölgenin başkenti Muzafferabat şehirleri arasında irtibat yollarının açık tutularak otobüs seferlerinin düzenlenmesi

4. Her iki bölgede faaliyet gösteren siyasi parti üyelerinin Pakistan’a giriş çıkışlarına izin verilmesi.

Ama sorunun esas kaynağı olan arazi anlaşmazlığı konusu çözümsüzlüğün tam ortasında varlığını sürdürmekteydi. Bu dönemde Pakistan’ın başında bulunan General Pervez Müşerref sergilediği uzlaşmacı tutuma rağmen bir taraftan da Keşmir’in Hindistan kontrolündeki bölgesinde bulunan Müslümanlara destek vermiştir. Bu aşamada Hindistan Başbakanı Manmohan Singh, Keşmir’in en önemli Müslüman teşkilatlarını bünyesinde barındıran Hürriyet Konferansı ile özerklik ve siyasi temsilcilik konusunda müzakereler yürütmeye açık olduğunu belirtmiştir.

2002 yılından itibaren Pakistan hâkimiyetindeki Keşmir’den Hint bölgesine sızmalar giderek azalmıştır. Hindistan hâkimiyetindeki bölgede 2002 yılında adil sayılabilecek bir seçim sonucunda yerel hükümet oluşturulmuştur. Buna rağmen bölgede Hint Hükümetine karşı dönem dönem ayaklanmalar ve isyanlar gerçekleştirilmiştir. Hindistan bölgenin istikrarı ve güvenliği için 250 bin kişilik düzenli bir ordunun yanı sıra 100 bin kişilik bir milis gücünü de bölgede kullanmaktadır. 2005 yılının Kasım ayında başkent Yeni Delhi’deki patlamalar ve yine 2008 Kasım ayında Hindistan’ın en önemli ticari ve siyasi kenti olan Bombay’daki bombalı saldırıların Pakistan ve bu ülkenin desteklediği Keşmirli militanlarca gerçekleştirildiği yönündeki iddialar iki ülke ilişkilerini derinden etkilemiştir.[2]

Sonuç

1. Keşmir, Hindistan ve Pakistan’ın reel politik hırslarının bir hikâyesi olarak görülmektedir. Potansiyel bir nükleer yarışın göbeğinde olan Keşmir; Hindistan yönetiminde, kesin olmayan, baskı içinde ve kendi özünde çelişen bir çevre içerisinde bulunurken Pakistan’ın ise askeri olarak Keşmir’e yardımı, cihad düşüncesinin gelişmesine sebep olmuştur. İslami Cemmu-Keşmir Cemaati (JIJK) ya da Cemmu-Keşmir Özgürlük Cephesi (JKLF) Hareketleri cihad anlayışının ürünleridir.

2. Hindistan ile Pakistan arasında geçmişten beri süregelmiş olan karşılıklı güvensizlik ve tarafların soruna dış politika amaçları çerçevesinde, hayati çıkar gözüyle bakmaları gibi sebepler, karşılıklı tavizlerin verilmesini de zorlaştırmaktadır. Ayrıca verilebilecek tavizlerin iç kamuoyuna nasıl yansıyacağı da sorunun çıkmazlarındandır. Küresel sistemin karmaşık ve karşılıklı bağımlılığa dayalı yapısından dolayı BM içindeki görüş ayrılıkları, örgütün arabulucu rolü oynamada başarısız olmasına neden olmakta ve bağlayıcı bir kararın alınmasını zorlaştırmaktadır.

3. Keşmir’in dünyanın en tehlikeli bölgelerinden biri haline gelmesinin aktörleri arasında BM, Çin, Hindistan, Pakistan ve ABD’nin olduğu bugün uluslararası sistem tarafından kabul edilmektedir.Keşmirli ve Keşmirli olmayan mücahitler, silahlanma yarışında önemli roller üstlenmişlerdir. Keşmir Sovyetlere karşı, Pakistan’ın ABD destekli cihad anlayışını karşı atak olarak öne sürmüştür. 4. Keşmir Sorunu, Hindistan’ın Pakistan’a üstünlüğünü kabul ettirme ve bir prestij meselesi olarak dış politika önceliklerinin sıralanmasında hep üstlerde yer almıştır. Hindistan, Keşmir’i kendi ayrılmaz parçası olarak değerlendirip sorunu bu şekilde çözümlenmiş görmekte; Pakistan’ı buradaki ayrılıkçıları desteklemekle suçlamaktadır. Pakistan ise, nüfusunun %60’ı Müslüman olan Jammu128 Keşmir’in tartışmalı bölge olduğunu ve nihai statüsünün tespit edilmediğini ileri sürerek halkın kendi kaderini tayini için referandum yapılmasını savunmaktadır. Pakistan tarafı kendisine yöneltilen ayrılıkçıları desteklediğine ilişkin suçlamaları ise kabul etmemektedir. İki ülkenin de Keşmir ile ilgili kendi çıkarları doğrultusunda yürüttükleri politikalarda bölge halkının talep ve güvenliklerini göz ardı ettikleri açıkça ortadadır.[3]


Kaynakça

  1. httpswww.sdam.org.trimagefoto20171128DUNDEN-BUGUNE-KESMIR-SORUNU_1511875826.pdf
  2. Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI:Pakistan-Hindistan İlişkileri ve Keşmir Meselesi
  3. Bengü TÜRK:ULUSLARARASI SİSTEMDE KRONİK BİR SORUN: KEŞMİR