"Otorite" sayfasının sürümleri arasındaki fark

TUİÇ Sözlük sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
 
(Aynı kullanıcının aradaki bir diğer değişikliği gösterilmiyor)
13. satır: 13. satır:
  
 
</ref>
 
</ref>
----
 
  
 +
 +
'''Hazırlayan: o-Staj Sivil Toplum Çalışmaları Stajyeri Elif Şengüler'''
  
 
{{Kaynakça}}
 
{{Kaynakça}}

02.08, 6 Ocak 2022 itibarı ile sayfanın şu anki hâli

Richard Sennett’e göre; “Bir otoritenin ne olduğu konusunda herkesin sezgisel bir düşüncesi, bu düşünceyi tanımlamak ne kadar zor olsa da vardır.” Bununla birlikte bugüne baktığımızda ise otorite kavramı üzerinde Gerard Mendel’in aktarımıyla, “fiziksel zorlama olmaksızın ve taleplerini tartışmaya ya da haklı göstermeye çalışmaksızın, gönülden itaat ettirme yolu” olduğuna dair genel bir anlayış da söz konusudur.[1] Türk Dil Kurumu’ndaki anlamı ile otorite, çalışmalarıyla kendini kabul ettirmiş kimse anlamına gelir.

Otoritenin Tarihçesi

Orta Asya Türk geleneğinde egemen olan Gök Tanrı inancının yerini, Müslüman Türklerde tek Tanrı inancı almıştır. Kut ile ifade edilen egemenliğin, Gök Tanrı tarafından kutsal hanedana verildiği inancı, İslam’a uymamasına rağmen, Müslüman Türkler ’de de devam ettirilmiş ve her iki dönemde hanedan kutsal ve karizmatik olarak tanımlanmıştır. Ancak bu kutsallık ve karizma, her iki dönemde de hanedanın buyurma gücü olan hükümdarın kişiliğine yansımamıştır. Ayrıca, İslam öncesi dönemde hükümdarı sınırlayıp yönlendirme gücüne sahip olan töre hukukunun işlevini, sonrasında töre hukuku ile birlikte İslam Hukuku almıştır. Her iki dönemde de kendilerine hukuksal sınırlar getirilmiş olan iktidarlar, bu sınırlar içerisinde kaldıkları sürece meşru kabul edilmiş ve kendilerine itaat edileceği esası benimsenmiştir. Kısacası, her iki dönemde de kutsal hanedana mensup olsa da kendisi kutsal olmayan, hukukla (Töre ve İslam Hukuku) sınırlandırılmış ve bunlara uyduğu ölçüde meşru kabul edilen özgün bir iktidar anlayışı egemen olmuştur. Türklerin siyaset geleneği çerçevesinde oluşan bu özgün otorite tipi ve meşruiyet ilişkisi, İslam öncesinde olduğu gibi, İslam sonrası dönemde de İslam’ın ilkeleriyle büyük oranda bağdaştırılarak sürdürülmüştür. Bu özgünlük, Weber’in tipolojisinde yer alan geleneksel, karizmatik ve hukuksal/ussal otorite tiplerinin sentezi olabilecek bir yaklaşım ile açıklanabilir.

Türklerdeki otorite anlayışı ve meşruiyet ilişkisinin özgün bir sentez olarak belirmesi, Weber’in otorite tiplerinin saf ideal tipler olmaları ve siyasal yaşamda yalın halde değil bir karışım biçiminde ortaya çıkmalarından dolayı gayet doğaldır. Bu çerçevede Türklerde otorite, her iki dönemde de hanedanın kutsallığına dayandırıldığı ve bu anlayış gelenek halinde sürdürüldüğü için “geleneksel”, kutsallığından dolayı hanedana üstün ve karizmatik özellikler atfedilmesi nedeniyle “karizmatik (ailesel)” ve iktidarın hukukla (Töre ve İslam Hukuku) sınırlandırılması, yaptıkları işlerden dolayı hesap verecekleri anlayışının getirilmesi ve hatta meşruluğunu kaybeden iktidara karşı itaat etmeme hakkının öngörülmesinden dolayı da “hukuksal/ ussal” otoriteden oluşan karma bir niteliğe sahiptir. Böylelikle Batıdan farklı olarak Türkler, kutsallık ile sınırlılığın iç içe geçerek iktidar-halk ilişkisini dengeleyen ve iktidara mutlak bir güç olma fırsatı vermeyen bir özgün yapıya sahiptir. Kısacası; Weber’in ortaya koyduğu her üç otorite tipi, Türklerin İslam öncesi ve İslam sonrası siyasal yaşamında birlikte yer almış ve sonuçta Türklere özgü bir otorite ve meşruiyet ilişkisi ortaya çıkmıştır. [2]

Otoritenin Diğer Kavramlarla İlişkisi

Otorite ile insanların kabul ettiği ‘yönetme hakkı’ arasındaki ilişki, bu kavramın hükümet uygulamaları için ne kadar merkezi bir öneme sahip olduğunu da açıklamaktadır. Gönüllü itaatin olmadığı durumlarda hükümetler düzeni, sadece korku, gözdağı ve şiddet kullanarak sağlayabilirler. Bununla beraber otorite kavramı hem karmaşık hem de tartışmalıdır. Örneğin, güç ve otorite analitik olarak ayrılabilirken, uygulamada birbiriyle çakışmakta ve biri diğerine karıştırılabilmektedir. Ayrıca otoriteye çok farklı ve birbirine zıt şartlarda uyulmaktadır ki bu durumlarda onun gerçekleştiği farklı formları birbirinden ayırt etmek önemli hâle gelmektedir. Son olarak, otorite hiçbir şekilde evrensel kabule mazhar olmamıştır. Birçok kişi otoriteyi düzen ve istikrarın temel garantörü olarak görüp modern toplumdaki ‘otoritenin çöküşüne’ ağıt yakarken, diğerleri otoritenin otoriter yönetim biçimi ile çok yakın ilişkisine dikkat çekerek onun çok kolay bir şekilde özgürlüğün ve demokrasinin düşmanı hâline gelebileceği konusunda uyarıda bulunmaktadırlar. Güç ve otorite birbirlerini dışlayıcı kavramlar olmalarına rağmen uygulamada genellikle birini diğerinden ayırt etmek oldukça zordur. [3]

Otorite Kavramına Katkıda Bulunan Düşünür: Max Weber

Otoritenin modern dönemlerde aldığı form ve meşruiyeti ile ilgili en bilindik açıklamalardan biri Max Weber’e aittir. Weber otoriteyi üçe ayırır. Birincisi, geleneksel otoritedir. Bu otorite biçimi modern öncesi dönemlerde görülür. Geleneksel otorite ailede baba, sülalede en yaşlı ve ülke çapında kral geleneksel otoriteyi temsil eder. Bunların meşruiyeti de toplumdaki gelenekleri temsil etmelerinde ve sürdürmede önemli bir konumda olmaları dolayısıyladır. Bizatihi şahısların bir önemi yoktur, ilgili konumu kim işgal etse o saygı görür. İkinci otorite biçimi ise karizmatik otoritedir. Bu otorite biçimi; hem geleneksel toplumlarda hem de modern toplumlarda görülür. Bu otorite biçiminde olağanüstü özellikleri ve yetenekleri olan birisinin toplumu yönlendirmesi ve etkilemesi söz konusudur. Karizmatik otorite, genelde toplumsal ve siyasal kriz dönemlerinde ortaya çıkar. Böyle zamanlarda toplumu çekip çevirecek ve krizden çıkarak güçlü iradeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç olur. Karizmatik otoritenin meşruiyeti de toplumda birliği sağlaması ve krizden çıkışı vaat etmesi ile ilgilidir. Üçüncü otorite biçimi rasyonel ve yasal otoritedir. Weber’e göre; bu otorite sadece modern toplumlara özgüdür. Bu otoritenin yetki ve görevleri yazılı kurallarla belirlenmiştir. Kişi bu kurallara uyduğu sürece meşrudur, ihlal ederse görevden alınır. Bu otorite de kişinin bizatihi bir önemi yoktur. Yasa gereği işgal ettiği konum dolayısıyla otoritesi meşrudur ve saygı duyulur. Bu otorite biçiminde beklenmedik davranışlar olmaz. Çünkü kişisel inisiyatif alanı neredeyse yoktur, belli bir hiyerarşi ve belli kurallar çerçevesinde görevini icra eder.[4]


Hazırlayan: o-Staj Sivil Toplum Çalışmaları Stajyeri Elif Şengüler


  1. Kutluay, Ferhat. «Siyasal Otorite Kavramının Tarihsel Seyri.» Nişantaşı Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 7, no. 2 (2019): 1-29.
  2. Özdemir, Gürbüz. «Weberyan Anlamda Türkler'de Otorite ve Meşruiyet ilişkisi (15. yüzyıl osmanlı Dönemine Kadar).» Akademik İncelemeler Dergisi 9, no. 2 (2014): 69-90.
  3. İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi. Sosyolojiye Giriş 2: Siyaset, İktidar ve Otorite. İstanbul.
  4. İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi. Çağdaş Siyasal Düşünceler: Otorite ve Meşruiyet.