Ruanda Soykırımı

Uluslararası İlişkiler Wiki sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Afrika kıtası, insanlığın doğduğu yer olarak kabul edilse de insanlık suçlarının yoğun bir şekilde işlendiği bir kıta olagelmiştir. Afrika kıtasında, özellikle Sahra altı Afrika’da, diğer yaygın adıyla Kara Afrika’da işlenen insanlık suçları, dünya toplumu tarafından çoğu zaman kabile çatışmalarının ve müzminleşmiş iç savaşların bilindik, olağan ve alışılmış bir parçası olarak görülmüştür. 1994 yılında, popüler basın Ruanda’daki soykırımı etnik gruplar arasındaki bir kabile savaşı olarak tanımlamıştır.[1] Günümüzde de çatışma ve şiddet olaylarıyla gündemde yer almaktadır. Bu çatışmalar arasında en akılda kalan ve uluslararası toplumun uzlaşma sağlayabilmek için halen en fazla çaba sarf ettiği şiddet olayı Ruanda’daki soykırım olmuştur. 1994 Ruanda Soykırımı, Nazi Almanya’sında gerçekleştirilen Yahudi Soykırımından sonra dünya tarihinde en büyük ikinci soykırımdır.[2]

Öncesi

Ruanda'nın tarihi esas itibariyle iki devrede incelenebilir. Birinci devre; sömürge öncesi dönem, ikinci devre; sömürge dönemidir. Büyük devletlerin egemenliğinden önceki dönemde Hutular, Tutsiler ve Pigmeler barış içerisinde yaşamışlardır. [3] 1890 Brüksel Konferansı'nda, bölgede neredeyse hiç Alman olmamasına rağmen, egemen devletlerce Ruanda, Almanya idaresine verildi. Doğal kaynaklar açısından zengin diğer devletler varken, kendi payına bu fakir ve karasal devletin düşmesinde yarar görmeyen Almanya, 1907'ye kadar ülkeye bir idareci bile göndermedi. I. Dünya Savaşı'nın ardından Versay Antlaşması neticesinde Ruanda yönetimi Belçika'ya verildi. Belçikalılar Almanların aksine yönetimle daha fazla ilgilendiler. Doğal yaşam ihtiyaçlarını karşılamak dışında çalışmayan Ruandalılara kahve tarlalarında çalışma zorunluluğu ve çalışmayanlar için kırbaçla cezalandırma gibi yeni kurallar getirildi.

Ülkede o zaman yaşayanların %90'ı Hutu, %9'u Tutsi, %1'i ise Pigmeydi. Pigmeler yaşam alanı ve kültür olarak diğerlerinden farklı olsa da, o güne kadar bir arada yaşayan Tutsi ve Hutular birbirlerinden çok farklı görülmüyordu. Afrika siyasetinde yönetici ve yöneten unsurların birbirinden ayrılması prensibini uygulayan Belçikalılar bu politikayı Ruanda için kontrolün elde tutulmasının garantisi olarak gördüler ve bölgede bulunan azınlıktaki Tutsileri, Hutulara karşı desteklemek amacıyla ırka dayalı bazı ayrıcalıklar verdiler. Koloni güçlerine kolaylık olması amacıyla, herkese ırkını gösteren kimlikler dağıtıldı. Tutsi ve Hutuların aslında ortak olan dil-gelenek-etik geçmişleri ve kültürleri yok sayılarak, bir tür yapay ırksal ayrımcılığa başlandı. Belçikalı yöneticiler ayrımcılığı körüklemek amacıyla, işe alımlardan hastane kabullerine kadar bütün kararları ırksal farklılıklara göre almaya başladılar. Bu dönemde Tutsiler, Hutulara göre çok daha iyi yaşam şartlarına ve daha iyi işlere kavuştu. İnsanların hangi ırktan olduğuna karar verilirken bazı objektiflikten uzak ve akıl dışı kriterler kullanılmıştır. Etiyopya kökenli olduğuna inanılan Nuh'un soyuna dayandırılan Tutsilerin daha ince yapılı ve narin bir görünüşe sahip olduğu iddia edilmiş ve uzun boy, güzel görünüm gibi fiziki özellikleri olanlar Tutsi sayılmıştır. Bunun yanında zengin olanlar, örneğin, 10 inekten daha fazlasına sahip olanlar da Tutsi olarak kaydedilmiştir.

Daha sonra üniversiteler, eğitim ve sosyal olanaklar Hutulara neredeyse tamamen kapanmıştır.Özellikle 1933 yılında uygulanan Kabile Kartı Sistemi ile iki etnik grup arasında bulunan ayırım iyice derinleşmeye başlamıştır. 1950'lere kadar Tutsileri Hutulardan üstün tutma siyaseti güden Belçika, bu tarihten sonra savaşın ardından özgürlükçü akımların güç kazanması üzerine, Hutuların üzerindeki baskıyı hafifletmiş, hatta zamanla, sayıca üstünlüklerinden ötürü Hutuları desteklemeye yönelmiştir. Bunun bir sebebi de, uzun vadede ülkedeki yönetimin seçimler aracılığı ile sayıca üstün Hutulara geçme olasılığının artmasıdır.

İkinci Dünya savaşı sonrasında, Belçika, uzun yıllardan beri sürdürdüğü Tutsi yanlısı politikasını, Afrika'lı toplumlarda özgürlükçü akımların gelişmesinden duyduğu endişe, Hutularda grup bilincinin oluşması ve sayıca üstün olmaları nedeniyle 1950'Ii yıllarda taraf değiştirip, Hutu'ları desteklemeye başlamıştır.İkinci Dünya Savaşından sonra Ruanda Birleşmiş Milletlerin vesayeti altına verilmiş, ancak Belçika Ruanda'nın bağımsızlığına(1962) kadar idarî makam olarak ülkede kalmıştır. 1959 yılında Belçika tarafından desteklenen Hutular isyan ederek iç savaş başlatmış ve Tutsi monarşisini sona erdirmiştir. Parmehutu(Hutu Özgürlük Hareketi) ülkenin başına geçmiş ve Gergoire Kayibanda demokratik seçimler ile gelen ilk devlet başkanı olmuştur. Bu isyan neticesinde ülkede sayıları yirmi bin ile yüz bin arasında değişen Tutsi Hutular tarafından katledilmiş ve yüz altmış bin kadar Tutsi 24 komşu ülkelere kaçarak, mülteci durumuna düşmüştür. Ruanda 1962 yılında bağımsızlığını kazanmış, egemen olan Hutular bu tarihten itibaren Tutsilere yaptırım uygulamaya ve küçük görülmenin neticesi olarak tarihin intikamını almaya başlamıştır. 1964 ve 1974 yıllarında Pognom adı verilen olaylarda çok sayıda Tutsi öldürülmüştür. Parmehutu yönetimi Tutsilere karşı zorlayıcı birçok girişimde bulunmuştur. Tüm kurum ve kuruluşlardaki Tutsiler işlerinden çıkarılarak sürgüne zorlanmış, Tutsilerin nüfus oranlarının %9'u geçmesine izin verilmemiştir. Temmuz 1973'te Hutu Juvenal Habyarimana kansız bir askeri darbeyle iktidarı ele geçirmiş ve böylece PARMEHUTU hareketine son verilmiştir. Ancak bu durum Tutsiler açısından herhangi bir değişikliğe yol açmamıştır. Hatta güneyli olan Habyarimana'nın iktidara gelmesiyle Hutular arasında kuzeyliler ve güneyliler ayrımı ortaya çıkmıştır.

Ruanda'dan kaçan Tutsi nüfusu 1980'Ierde beş yüz bini bulmuştur.Komşu ülkelere göç edip bu ülkelerde yaşamaya başlayan eğitimli Tutsiler RPF(Rwanda Patriatic Front), Ruanda Yurtsever Cephesi adında bir gerilla ordusu kurmuştur. 1990'1ı yıllara doğru Ruanda etnik çatışmayla ve iç savaşla daha fazla yüz yüze gelmeye başlamıştır.

Ruanda İç Savaşı

Ruanda'yı iç savaşa sürükleyen birçok neden bulunmaktadır. Soğuk Savaşın son bulmasıyla tarihin en şiddetli sahnelerinden biri Ruanda da olmuştur Öncelikle Soğuk Savaşın sona ermesiyle beraber uluslararası yapıdaki değişiklikler, Ruanda da büyük devletlerin egemen olmasıyla ortaya çıkan ırk ayrımcılığı, başarısız Afrika devletlerinin içerisinde yer alması, Hutu milletçiliğinin yükselmesiyle Tutsilere baskının artması sonucu Tutsilerin komşu ülkelere kaçması, bu komşu ülkelerdeki Tutsilerin grup bilinci ile hareket ederek Hutulara karşı politika yürütmesi, kıtlık gibi ekonomik nedenler Ruanda iç savaşı çıkmasını etkilemiştir. Bazı Marksist yazarlara göre; Ruanda da emperyalistlerin istikrarsızlaştırma ve nüfuz alanlarını kendi çıkarları için yeniden düzenleme politikası yerel çatışmalara neden olmuştur. İç savasın bu derecede şiddetle devam etmesinden Fransa sorumlu tutulmuş ve Hutulara silah sağlamakla, katillerin kaçmasına yardımcı etmekle, yardım isteyen Tutsilere yardım etmemekle suçlanmıştır.

RPF adı altında organize olmuş Uganda tarafından desteklenen Tutsiler Ekim 1990'da kuzeyden Ruanda'yı işgal etmiştir ve silahlı mücadele başlamıştır. iç savaş Ağustos 1992'de imzalanan ateşkesle durduruldu. Ateşkesin sürdürülmesi için Hutuların Tutsilerle iktidarı paylaşılması öngörülmüştü.Ancak Hutuların bunu istememiş ve böylece şiddetin devamına davetiye çıkartılmıştır.

1992 yılında Hutular ileride oluşabilecek olan olaylara karşı önlem almak,özellikle çok partili sistemin gelmesiyle oluşan muhalif gruplara karşı ve Tutsi konusuna kökten çözüm bulmak için lnterahamwe adı altında yarı askeri birlikler kurmaya başlamıştır. Bu birlikler ülkenin her yerinde örgütlenmiş ve patlamaya hazır bir bomba gibi beklemiştir. Bu birliğin silah ihtiyacı da dışarıdan, özellikle Çin'den sağlanmıştır. Soykırım öncesinde çalışmalarını devam ettiren Hutular halkta hassasiyet uyandırmak amacıyla politik toplantılar düzenlemişlerdir. Halka öldürecekleri insanlar listesi verilmiş ve bu kişilerin RPF'nin işbirlikçisi oldukları konusunda nefret oluşturarak ikna edilmeye çalışılmıştır. FAR, güvenlik güçleri ve halk ılımlı Hutuları ve Tutsileri yakalamak amacıyla birçok yerde özellikle başkent Kigali'de barikatlar kurmuştur. Bu çalışmalar sürerken Haziran 1993'te Birleşmiş Milletler de Ruanda'da görev almaya başlamıştır. Önce UNOMUR Birleşmiş Milletler Uganda-Ruanda Gözlemci Misyonu kurulmuş, bu misyonun görevinin bitmesinin ardından “UNAMAR” Birleşmiş Milletler Ruanda Yardım Misyonu kurulmuştur. Ağustos 1993'te Aruşa Barış Antlaşması imzalanmıştır. Ancak bu önemli barış antlaşması hiç uygulanmamıştır. 1990-1998 yılları arasında silahlı çatışmaların verileri incelendiğinde; Ruanda iç savaşının yaşandığı yıl olan 1992 yılı en fazla silahlı çatışmaya sahip bulunmaktadır. Silahlı çatışmalar sayısı 1990 yılında 56 iken, 1992 yılında olmuştur.

Ruanda Soykırımı

6 Nisan 1994 tarihinde Ruanda devlet başkanı Habyarimana'yı ve komşusu Burundi'nin devlet başkanı Ntaryamira'yı taşıyan uçak, Ruanda'nın başkenti Kigali'ye giderken açılan ateş sonucu düşmüştür. Birkaç saat sonra Interahamwe tarafından saldırılar şiddetle başlamıştır. Ertesi gün Ruanda'da Hutuların ölüm listelerinde olan Tutsitere karşı amansız bir soykırım başlamıştır. Çoğunluktaki Hutular azınlıktaki Tutsi kabilesinden halka ve onlara yakın olduğunu düşündükleri ılımlı Hutulara karşı acımasız bir katliam yapmıştır. Kiliselere sığınan Tutsiler, kiliselerde acımasızca katledilmiştir. Altı hafta içerisinde bu ölüm kasırgası kurbanlarının çoğunu almıştır. 100 gün içerisinde 800.000 civarında Tutsi ve ılımlı Hutu katledilmiştir. iki milyona yakın insan da göç etmek zorunda kalmıştır.Bu yönüyle barış gücünün önce Somali başarısızlığı nedeniyle hareketsiz kalması, sonra çekilmesi gibi durumlar neticesinde Ruanda katliamı tarihe en hızlı ve en vahşî katliam olarak geçmiştir. Ruanda Yurtseverler Birliği (RPF) ülkeyi doğudan işgal ederek çatışmalara dahil olmuştur. Fransa RPF'-nin ülkeye girmesiyle ülkede soykırım olduğu iddia etmiş ve Hutulara silah yardımını bir meşruiyet zeminine oturtmuş ve politik amaçlarını gerçekleştirmek için yardımlarına devam etmiştir. 18 Temmuz 1994 tarihinde RPF Hutuları yenilgiye uğratmış ve başkent Kigali'yi ele geçirerek ateşkes ilân edilmiştir. Ateşkesin ilânının ardından “Ulusal Birlik Hükümeti” kurulmuştur. Ancak Hutular RPF'nin öç alacağını düşünerek komşu ülkelere göç etmişlerdir. Kısa bir zaman sürecinde iki milyondan fazla Hutu mülteci durumuna düşmüştür. Komşu ülkelere kaçmış olan Hutu çeteler; (özellikle Kongo tarafından desteklenen) Ruanda'ya baskınlar düzenlemiştir. Bunun neticesinde RPF tarafından kurulan hükümet Hutuların milis kamplarına ve Kongo'ya saldırılar düzenlemiştir. Hatta Kongo muhalefetini güçlendirerek ülkede iç savaş çıkmasına neden olmuştur.

1989 yılında yapılan nüfus sayımında Ruanda'nın nüfusu 6.989.000 civarındayken 1994 yılında yapılan katliam sonrasında nüfus 5.500.000 civarına gerilemiştir. 1996 yılına gelindiğinde komşu ülkelerde yaşayan RuandaIıların çoğu ülkesine dönmüştür. Az sayıda kişi ülke dışında kalmıştır. Bunlar genellikle yenilen hükümetin ordusunun ve Interahamwe milisleri olduğu değerlendirilmektedir.

Ruanda iç savaşı neticesinde yaşanan soykırım tarihi olarak önem taşımaktadır.

Kaynakça

  1. Sencermen,Öncel.Güvenlik Stratejileri.Batılı Koloniyel Güçlerin 1994 Ruanda Soykırımına Etkisi.
  2. Eroğlu Rukiye. http://www.tuicakademi.org/ruanda-soykirimi/ adresinden 23.02.2018 tarihinde erişilmiştir.
  3. Türkmen,Ceren(2008).Düşük Yoğunluklu Savaş. 21.Yüzyıl Dergisi .http://www.21yuzyildergisi.com/assets/uploads/files/89.pdf adresinden 23.02.2018 tarihinde erişilmiştir.